<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/">
    <channel>
        <title>Şehri Söz/ Türkiye haberleri - Sağlık</title>
        <description>Ege Gazeteleri, Erzurum Gazeteleri, son dakika, yerel haber</description>
        <link>https://sehrisoz.com</link>
        <language>tr</language>
        <pubDate>Thu, 07 May 2026 10:59:52 +0300</pubDate>
                                <item>
                <title>İlaç Firmaları Atatürk Üniversitesinde Bir Araya Geldi…</title>
                                    <description>Atatürk Üniversitesi, Kuzeydoğu Anadolu Kariyer Fuarı (KUDAKAF’26) kapsamında Türkiye’nin ilaç sektörüne yön veren önemli temsilcilerini bir araya getiren kritik bir zirveye ev sahipliği yaptı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk Üniversitesi, Kuzeydoğu Anadolu Kariyer Fuarı (KUDAKAF’26) kapsamında Türkiye’nin ilaç sektörüne yön veren önemli temsilcilerini bir araya getiren kritik bir zirveye ev sahipliği yaptı. “İlaçta Vizyon: Kamu, Sektör ve Bilim Zirvesi” başlığıyla gerçekleştirilen toplantı; sağlıkta yerli ve milli üretim hedefleri doğrultusunda atılan stratejik adımlar açısından dikkat çekti.</p>

<p>Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nun ev sahipliğini yaptığı zirveye, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar başkanlığında; Humanis, Berko, Bilim, Deva, Sanovel, İlko, Sanofi, World Medicine, Roche, Eczacıbaşı ve GSK gibi sektörün öncü firmalarının üst düzey yöneticileri ve temsilcileri katıldı. Kamu, özel sektör ve akademiyi buluşturan toplantıda; ilaçta Ar-Ge, yerli üretim kapasitesinin artırılması, nitelikli insan kaynağı ve uluslararası rekabet gücü gibi başlıklar kapsamlı şekilde ele alındı.</p>

<p><strong><em>Kamu, Sektör ve Akademi Aynı Masa Etrafında Buluştu; İlaçta Yerli Üretim ve Stratejik İş Birlikleri Masaya Yatırıldı</em></strong></p>

<p>Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, zirveye ilişkin yaptığı değerlendirmede, üniversitelerin yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetleriyle sınırlı kalmayıp, ülkenin stratejik alanlarında yol gösterici bir rol üstlendiğini vurguladı. Hacımüftüoğlu: “Kamu, sektör ve bilimi aynı çatı altında buluşturan bu tür organizasyonlar; ülkemizin sağlık alanındaki bağımsızlık hedeflerine ulaşmasında kritik öneme sahiptir. Atatürk Üniversitesi olarak ilaç ve biyoteknoloji alanında güçlü bir vizyon ortaya koyuyor, paydaşlarımızla birlikte somut çıktılar üretmeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Zirvede yapılan görüşmelerde, Türkiye’nin ilaç sektöründe dışa bağımlılığını azaltmaya yönelik stratejiler, üniversite-sanayi iş birliklerinin artırılması ve yenilikçi üretim modellerinin geliştirilmesi ön plana çıktı. Katılımcılar, özellikle son yıllarda hız kazanan yerli ilaç üretimi ve biyoteknolojik yatırımların, Türkiye’nin küresel ölçekte rekabet gücünü artıracağı konusunda görüş birliğine vardı.</p>

<p>Atatürk Üniversitesinin ev sahipliğinde gerçekleşen bu önemli buluşma; yalnızca bölgesel değil, ulusal ölçekte de sağlık politikalarına yön verebilecek nitelikte bir platform olarak değerlendirildi. Zirvenin, sürdürülebilir iş birliklerinin temelini oluşturması ve Türkiye’nin sağlıkta bağımsızlık vizyonuna katkı sağlaması bekleniyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/05/ilac-firmalari-ataturk-universitesinde-bir-araya-geldi_69fa28865ce4c_h.jpg</image>
                                <category>Eğitim,Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/ilac-firmalari-ataturk-universitesinde-bir-araya-geldi/12165</link>
                <pubDate>Tue, 05 May 2026 20:25:55 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda alerjik rinitin görülme sıklığı artıyor!</title>
                                    <description>İlkbaharla birlikte çocuklu ailelerde alerji kaynaklı sorunlar artıyor. Özellikle polenlerin etkisiyle çocuklarda alerjik rinit görülme sıklığında belirgin bir yükseliş yaşanıyor. Burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı ve gözlerde kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkan alerjik rinit, çoğu zaman, ortak belirtilere sahip soğuk algınlığı (nezle) ya da grip ile karıştırılabiliyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>İlkbaharla birlikte çocuklu ailelerde alerji kaynaklı sorunlar artıyor. Özellikle polenlerin etkisiyle çocuklarda alerjik rinit görülme sıklığında belirgin bir yükseliş yaşanıyor. Burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı ve gözlerde kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkan alerjik rinit, çoğu zaman, ortak belirtilere sahip soğuk algınlığı (nezle) ya da grip ile karıştırılabiliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş</strong>, alerjik hastalıkların çocukların ve ailelerinin yaşam konforunu düşürdüğünü ve okula devamsızlığa da yol açabildiğini belirterek, uzun süren şikayetlerde mutlaka çocuk alerji uzmanına da başvurmalarını öneriyor. Bahar döneminde alınacak basit ama etkili önlemlerle, çocukların daha rahat bir süreç geçirebileceğini vurgulayan Dr. Sarıtaş, çocukları alerjik rinitten korumanın 6 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<p> </p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Polen saatlerini doğru yönetin</strong></li>
</ul>

<p>Polen yoğunluğu özellikle sabah erken saatlerde (05:00-10:00) ve rüzgarlı havalarda artar. Bu saatlerde mümkünse çocukların dışarıda bulunmaması önemlidir. Ancak dışarı çıkması gerekiyorsa, açık alanlarda geçirilen süre sınırlandırılmalı, şapka ve güneş gözlüğü kullanarak polenlerle teması azaltılmalıdır. Çocukların, çimlerin yeni biçildiği alanda uzun süre kalmaması da önemli bir koruyucu adımdır. </p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Dışarıdan gelince temizlik rutini oluşturun</strong></li>
</ul>

<p>Dış ortamdan eve dönüldüğünde ellerin ve yüzün yıkanması, kıyafetlerin değiştirilmesi polen temasını azaltır. Özellikle saçlar polenleri tuttuğu için akşam duşu, şikayetleri belirgin şekilde hafifletebilir.</p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Ev içinde polen kontrolünü sağlayın</strong></li>
</ul>

<p>Pencereleri gün boyu açık tutmak yerine, kısa süreli havalandırma yapılmalı. Sık temizlik, mümkünse HEPA (yüksek verimli partikül tutucu) filtreli süpürge kullanımı ve hava temizleyiciler alerjen yükünü azaltmaya yardımcı olur.</p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Burun temizliği alışkanlığı kazandırın</strong></li>
</ul>

<p>Tuzlu su (serum fizyolojik) ile günde bir-iki kez yapılan burun yıkaması, alerjenlerin burun mukozasından uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Doktor önerisiyle kullanılan burun spreyleri çocuklar için pratik bir seçenektir. Burun temizliği yaparken basınç uygulanmamalı, sıvı nazikçe verilmelidir. Çok sık ve sert sümkürmek burun iç yüzeyini tahriş edebileceğinden dolayı, çocuğa nazik temizleme alışkalığı kazandırılmalıdır. Bu yöntemler hem burun tıkanıklığını azaltır hem de çocuğun daha rahat nefes almasını sağlar. </p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Çamaşırları dışarıda kurutmamaya özen gösterin</strong></li>
</ul>

<p>Bahar aylarında açık havada kurutulan çamaşırlar polenleri tutabilir. Bu da çocukların gece boyunca alerjenlere maruz kalmasına neden olabilir. Ancak mümkünse çamaşırların çocuktan uzak bir odada kurutulması ve kurutulduğu ortamın sık havalandırılması da alerjen birikimini azaltır. </p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Belirtileri hafife almayın, erken önlem alın</strong></li>
</ul>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Uzun süre hapşırık, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve göz kaşıntısı gibi şikayetler varsa mutlaka Çocuk Alerji uzmanına başvurun. Çünkü bu tür şikayetler, soğuk algınlığı (nezle) ve grip gibi hastalıklarla karıştırılabildiği için çoğu zaman ‘kendiliğinden geçer’ diye bekleniyor ya da gereksiz ilaç kullanımıyla alerji tedavisiz kalabiliyor. Oysa erken dönemde alınan önlemler ve doğru tedavi ile hem şikayetler kontrol altına alınır hem de yaşam kalitesi korunur” diyor. </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/05/cocuklarda-alerjik-rinitin-gorulme-sikligi-artiyor_69fa2542a20f3.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/cocuklarda-alerjik-rinitin-gorulme-sikligi-artiyor/12163</link>
                <pubDate>Tue, 05 May 2026 20:11:41 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Zafere ulaşan kulaçlar Medicana&#039;ya emanet</title>
                                    <description>Okyanus Yedilisi’ni (Oceans Seven) tamamlayan ultra-maraton yüzücüsü Bengisu Avcı’nın sağlığı bu yıl da Medicana Sağlık Grubu’na emanet. Medicana International İzmir Hastanesi’nde düzenlenen törende sağlık sponsorluğu sözleşmesini ikinci kere imzalayan Bengisu Avcı, “Yüzerken pes etmek aklımın ucundan bile geçmedi. Okyanus Yedilisi’nin parkurları çok zorlu ve uzundu. Bu zorlu etaplarda, sağlığımın destekçisi olarak Medicana’yı yanımda görmek daha güç veriyordu. Önümüzdeki sezonda da yeni parkurlar, yepyeni buz ve ultra-maraton yarışlarında yine birlikte olacağız” dedi. Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı ise, “O bizim için soğuk suların prensesi. Biz hep seninle olacağız” diye konuştu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Açık deniz yüzücülüğünün en prestijli başarıları arasında gösterilen “Üçlü Taç” (Triple Crown) unvanının sahibi, İngiliz Kanalı’nı en hızlı geçen Türk kadını ve dünyanın en zorlu yedi açık deniz parkurunu kapsayan “Okyanus Yedilisi”ni (Oceans Seven) tamamlayan İzmirli ultra-maraton yüzücüsü Bengisu Avcı, bu yıl da sağlığını Medicana Sağlık Grubu’na emanet etti. Medicana International İzmir Hastanesi’nde düzenlenen törende ikinci dönem için imzalar atıldı. Sözleşme, Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı ile Türk ultra-maraton yüzücüsü Bengisu Avcı tarafından imzalandı. Basının da katıldığı tören öncesinde rutin sağlık kontrollerini tamamlayan Bengisu Avcı, “Yüzerken pes etmek aklımın ucundan bile geçmedi. Zaman zaman imkânsızlıklar ve zorluklar. Bugün ise sponsor desteğiyle hedeflerime daha güçlü ilerliyorum” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"> </p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b>Bizim için soğuk suların prensesi</b></span></p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, Medicana Sağlık Grubu olarak spora verilen desteklerin çok kıymetli görüldüğünün altını çizdi. Konuşmasında bireysel sporlara verilen desteklemeleri yetersiz gördüğünü bu nedenle de Medicana Sağlık Grubu olarak Türk ultra-maraton yüzücüsü Bengisu Avcı’ya verdikleri sağlık desteğini çok kıymetli bulduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, “Medicana olarak Bengisu Avcı ile yapmış olduğumuz bu iş birliğinin onurunu ve gururunu yaşıyoruz. O bizim için soğuk suların prensesi. Dünyanın en zorlu parkurlarında Türk Bayrağı’nı en iyi şekilde dalgalandıran, Türkiye’nin en kıymetli yüzücüsü. Başarılarını takip etmek, bizi çok gururlandırıyor. Medicana olarak senin sponsorun olduğumuz için çok gururluyuz. Başarıların devam etsin, biz hep seninle olacağız” diye konuştu.</span></p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"> </p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b>Yeni parkurlarda Medicana ile birlikteyim</b></span></p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">En soğuk ve en büyük okyanuslarda kulaç attığını söyleyen Bengisu Avcı, şu ifadeleri kullandı: “Kuzey İrlanda İskoçya arası yüzdüm. Buz yarışına katıldım. Japonya adaları arasında yüzdüm, Hawai adalarının arasında yüzdüm. Deniz canlılarıyla karşılaştığım parkurlardı. Kimi çok güzeldi, kimi de Türkiye’yi bana çok arattı. Bu zorlu yarışlar öncesinde sağlığımı Medicana’ya emanet etmek içimi çok rahatlattı. Önümüzdeki sezonda da yeni parkurlar, yepyeni buz ve ultra-maraton yarışlarda birlikte olacağız.”</span></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/zafere-ulasan-kulaclar-medicanaya-emanet_69f115948ea25_h.jpg</image>
                                <category>Eğitim,Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/zafere-ulasan-kulaclar-medicanaya-emanet/12127</link>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 23:14:50 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>İlk diş, diş hekimi ziyaret vakti demek!</title>
                                    <description>En geç bir yaşına kadar yapılan bu muayenenin, ağız ve diş sağlığında koruyucu yaklaşımın temelini oluşturduğunu aktaran Çocuk Diş Hekimliği Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “İlk muayenede yalnızca diş kontrolü yapılmaz; aynı zamanda çocukla bir iletişim kurulması da hedeflenir.” dedi. Çürük oluşmadan önce risk belirlenerek kişiye özel takip planı da oluşturulabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, erken muayenenin sağlıklı bir ağız yapısı için kritik olduğunu vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, çocuklarda ilk diş muayenesinin ne zaman yapılması gerektiği ve bu muayenenin ağız-diş sağlığını korumadaki önemi hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>İlk diş muayenesi, ilk diş ile birlikte yapılmalı!</strong></p>

<p>Çocuklarda diş sağlığının, çoğu zaman ilk dişlerin çıkmasıyla birlikte gündeme geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Ancak birçok ebeveyn, dişler henüz yeni çıkmışken muayenenin gerekli olup olmadığını sorgulayabiliyor. Oysa Dünya Sağlık Örgütü, Amerikan Pediatrik Diş Hekimliği Akademisi ve Türk Pedodonti Derneği’nin ortak görüşüne göre, çocukta ilk diş çıktığı andan itibaren ilk diş muayenesinin yapılması gerekir. En geç bir yaşına kadar bu ilk muayenenin tamamlanması önerilir.” dedi.</p>

<p>İlk diş muayenesinin temel amacının, herhangi bir problem oluşmadan önce çocuğun ağız ve diş sağlığını korumaya yönelik önleyici yaklaşımların başlatılması olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, “Bu erken dönemde yapılan bilgilendirme ve yönlendirmeler, ilerleyen yıllarda sağlıklı bir ağız yapısının oluşmasına önemli katkı sağlar.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>İlk muayenede sadece diş kontrolü değil, çocukla iletişim de hedeflenir! </strong></p>

<p>İlk muayenede yalnızca diş kontrolü yapılmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Aynı zamanda çocukla bir iletişim kurulması da hedeflenir. Bu süreçte velilerden çocuğun genel sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları ve ağız bakım rutini hakkında bilgi alınır.” dedi.</p>

<p>Özellikle gece beslenmesi, memede uyuma ya da biberon kullanımı gibi durumların değerlendirildiğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu alışkanlıklara bağlı olarak diş yüzeylerinde biriken süt artıklarının temizlenmesi için ebeveynlere öneriler sunulur. Genellikle dişlerin nemli bir bez yardımıyla silinmesi tavsiye edilir. Bunun yanı sıra, şeker içeriği yüksek ek gıdaların kullanımının düzenlenmesi de önemle vurgulanır. Çocuğun yaşına uygun diş fırçası ve diş macunu seçimi hakkında bilgilendirme yapılır. Florlu ya da florsuz ürün kullanımı, fırçalama sıklığı gibi konular da bu ilk değerlendirmede ele alınır. Bebekler için ise ağız temizliğini kolaylaştırmak amacıyla parmak fırçaları önerilebilir.”</p>

<p><strong>Amaç, çürük oluşmadan önce önlem almak! </strong></p>

<p>İlk diş muayenesinde ayrıca çocuğun varsa alışkanlıklarının da değerlendirdiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Bu alışkanlıkların diş ve ağız sağlığı üzerindeki etkileri belirlenerek aileye gerekli yönlendirmeler yapılır. Bunun yanında çocuğun çürük risk durumu belirlenir ve buna göre takip planı oluşturulur.” dedi.</p>

<p>Hiç çürük riski olmayan çocuklar için yılda bir kontrol yeterli görülürken, risk durumuna göre 3 veya 6 ayda bir kontrol seansları planlanabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, “Bu yaklaşımın temel amacı, çürük oluşmadan önce önlem almak ve çocukları düzenli diş hekimi takibiyle sağlıklı bir sürece yönlendirmektir. Aynı zamanda erken yaşta yapılan bu ziyaretler, çocukların diş hekimi ortamına alışmasını ve ilerleyen dönemlerde korku geliştirmeden tedavi olabilmesini sağlar. Ebeveynler çoğu zaman çocuklarını yalnızca ağrı ya da sorun olduğunda diş hekimine götürme eğilimindedir. Ancak bu durum, tedavilerin daha karmaşık ve zor hale gelmesine neden olabilir. Oysa çocuğun ilk dişleri çürümemişken, ağrı veya enfeksiyon yaşamadan yapılan ilk ziyaret, hem çocuğun hem de ailenin süreci daha sağlıklı yönetmesini sağlar.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Eğlenceli materyaller, çocukların sürece daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olur! </strong></p>

<p>Günümüzde birçok diş kliniğinde çocuklara özel alanlar oluşturulduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Bu sayede çocuklar, muayene sürecini daha rahat ve keyifli bir şekilde geçirebiliyor.” dedi.</p>

<p>Ebeveynlerin çocuklarını diş hekimiyle tanıştırma sürecinde, eğitici videolar ve hikaye kitaplarının da faydalı birer araç olabileceğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/ilk-dis-dis-hekimi-ziyaret-vakti-demek_69e90aa0683af.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/ilk-dis-dis-hekimi-ziyaret-vakti-demek/12090</link>
                <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 20:49:34 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Kilo Verirken Kalp Sağlığında Göz Ardı Edilen Risklere Dikkat!</title>
                                    <description>Günümüzde kilo verme süreci çoğu zaman estetik kaygılar üzerinden ele alınsa da, bu sürecin kalp sağlığıyla olan doğrudan ilişkisi sıklıkla geri planda kalmaktadır. Bilinçsiz diyetler, hızlı kilo kaybı hedefleri ve yanlış egzersiz alışkanlıkları, kalp ve damar sistemi üzerinde beklenmedik riskler oluşturabilir.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde kilo verme süreci çoğu zaman estetik kaygılar üzerinden ele alınsa da, bu sürecin kalp sağlığıyla olan doğrudan ilişkisi sıklıkla geri planda kalmaktadır. Bilinçsiz diyetler, hızlı kilo kaybı hedefleri ve yanlış egzersiz alışkanlıkları, kalp ve damar sistemi üzerinde beklenmedik riskler oluşturabilir. </p>

<p> </p>

<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, kilo verme sürecinin kalp sağlığı üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Kilo Vermek Değil, Doğru Kilo Vermek Önemlidir</p>

<p>Kilo verme sürecinde yapılan en yaygın hatalardan biri, hızlı sonuç elde etme isteğiyle uygulanan düşük kalorili ve dengesiz diyetlerdir. Bu tür beslenme modelleri kısa vadede kilo kaybı sağlasa da, uzun vadede kalp ritim bozuklukları, tansiyon dalgalanmaları ve elektrolit dengesizlikleri gibi ciddi sorunlara yol açabilir.</p>

<p> </p>

<p>Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, özellikle ani kilo kaybının kalp kası üzerinde stres oluşturabileceğini belirterek, “Vücudun ihtiyaç duyduğu temel besin öğelerinden mahrum bırakılması, kalp kasının da yeterince beslenememesi anlamına gelir. Bu durum, fark edilmeden ilerleyen ciddi kardiyak problemlere zemin hazırlayabilir” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>

<p>Kilo Verme Sürecindeki Hatalarda Damar Sertliği Sessiz İlerler</p>

<p>Kalp krizi çoğu zaman ani gelişen bir tablo olarak algılansa da arka planda yıllar süren bir süreç yer alır. Bu sürecin temelinde ise damar sertliği, yani Ateroskleroz bulunmaktadır.</p>

<p>Damar sertliği; damar duvarının iç yüzeyinde başlayan mikroskobik hasarlarla gelişir. </p>

<p> </p>

<p>Özellikle kontrolsüz seyreden yüksek tansiyon, damar duvarına her kalp atımıyla birlikte sürekli bir basınç uygular. Bu durum zamanla damar yüzeyinde küçük çatlaklara neden olur. Vücut bu hasarı onarmaya çalışırken kolesterol ve yağ parçacıkları bu alanlara yerleşir ve plak oluşumu başlar.</p>

<p> </p>

<p>Zaman içinde bu plaklar büyüyerek damar iç çapını daraltır ve kan akışını zorlaştırır. Bu durumda pıhtı oluşumu hızlanır ve kalp krizi riski yaşanabilir. Bu nedenle damar sertliği, belirti vermeden ilerleyen ancak sonuçları hayati olabilen bir süreçtir.</p>

<p>Yağ Dokusu Metabolik Öneme Sahiptir</p>

<p>Toplumda yaygın bir yanlış inanış, yağ dokusunun yalnızca enerji depolayan pasif bir yapı olduğu yönündedir. Oysa günümüzde yağ dokusunun aktif bir endokrin organ gibi çalıştığı bilinmektedir.</p>

<p> </p>

<p>Fazla yağ dokusu, vücutta birçok hormon ve kimyasal sinyal üretir. Bu durum özellikle insülin direncinin gelişmesine zemin hazırlar. İnsülin direnci ise kan şekeri kontrolünü bozarak diyabet riskini artırırken, aynı zamanda damar yapısını da olumsuz etkileyerek kalp hastalıklarına zemin hazırlar.</p>

<p> </p>

<p>Hormonal denge de bu süreçten etkilenir. Erkeklerde testosteron seviyelerinde düşüş, kadınlarda ise adet düzensizlikleri görülebilir. Özellikle karın bölgesinde biriken yağ dokusu, yani visseral yağlanma, kalp-damar hastalıkları açısından en riskli yağlanma türü olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle kilo artışı yalnızca estetik değil, sistemik bir sağlık sorunu olarak ele alınmalıdır.</p>

<p>Kas Kaybı Metabolizmayı Yavaşlatır, Kalbi ise Zorlayabilir</p>

<p>Kilo verme sürecinde en sık göz ardı edilen konulardan biri kas kütlesinin korunmasıdır. İnsan vücudu 30’lu yaşlardan itibaren doğal olarak kas kaybetmeye başlar. Bu sürece yanlış diyetler ve yetersiz fiziksel aktivite eklendiğinde kas kaybı hızlanır.</p>

<p> </p>

<p>Kas oranı azaldıkça vücudun enerji harcaması düşer ve metabolizma yavaşlar. Bu durum hem kilo vermeyi zorlaştırır hem de verilen kiloların tekrar alınmasına neden olabilir.</p>

<p> </p>

<p>Kkas kaybı arttıkça yağ dokusu oranı yükselir ve bu durum kalbin iş yükünü artırır. Kalp, artan yağ kütlesine kan pompalamak için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu da uzun vadede kalp-damar sistemi üzerinde ek bir stres oluşturur.</p>

<p> </p>

<p>Bu nedenle sağlıklı kilo verme sürecinde amaç; kas kütlesini koruyarak yağ oranını azaltmak olmalıdır.</p>

<p>Küçük Sinyalleri Göz Ardı Etmeyin</p>

<p>Kilo verme sürecinde bazı belirtiler, kalp sağlığı açısından uyarıcı olabilir. Çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi veya egzersiz sırasında aşırı yorgunluk hissi gibi durumlar, çoğu zaman normal kabul edilerek ihmal edilmektedir.</p>

<p> </p>

<p>Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, bu noktada önemli bir uyarıda bulunuyor: </p>

<p> </p>

<p>“Sağlıklı bir birey günlük yaşamında kalp atışlarını belirgin şekilde hissetmez. Eğer kişi kalp ritmini fark etmeye başladıysa, bu durum mutlaka değerlendirilmelidir.”</p>

<p>Kilo Sorunu Her Zaman İrade Meselesi Değildir</p>

<p>Hormonal dengesizlikler, metabolik hastalıklar ve psikolojik faktörler de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Özellikle kilo verememe, hızlı kilo alımı, yüksek tansiyon başlangıcı veya kan şekeri düzensizlikleri gibi durumlarda sürecin bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir. Bu yaklaşım, hem kalp sağlığını korumak hem de sürdürülebilir kilo yönetimi sağlamak açısından önemlidir.</p>

<p> </p>

<p>Sağlıklı Yaşam Bir Bütün Olarak Ele Alınmalıdır</p>

<p>Kalp sağlığını koruyarak kilo vermek; yalnızca diyetle değil, yaşam tarzı değişikliği ile mümkündür. Düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku, stres yönetimi ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, bu sürecin temel yapı taşlarını oluşturur.</p>

<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, </p>

<p>“Kilo verme süreci yalnızca estetik bir hedef olarak değerlendirilmemelidir. Kalp sağlığını koruyarak ilerlemek, bu sürecin en önemli unsurudur. Bilinçsiz uygulamalar kısa vadede sonuç verse de uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle kişiye özel, dengeli ve sürdürülebilir bir yaklaşım benimsenmelidir” diyerek sözlerini tamamlıyor.Günümüzde kilo verme süreci çoğu zaman estetik kaygılar üzerinden ele alınsa da, bu sürecin kalp sağlığıyla olan doğrudan ilişkisi sıklıkla geri planda kalmaktadır. Bilinçsiz diyetler, hızlı kilo kaybı hedefleri ve yanlış egzersiz alışkanlıkları, kalp ve damar sistemi üzerinde beklenmedik riskler oluşturabilir. </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/kilo-verirken-kalp-sagliginda-goz-ardi-edilen-risklere-dikkat_69e67ed7280c6.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/kilo-verirken-kalp-sagliginda-goz-ardi-edilen-risklere-dikkat/12069</link>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 22:28:38 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Akut Miyeloid Lösemi’de erken dönemde doğru tedavi önem taşıyor</title>
                                    <description>21 Nisan Dünya Akut Miyeloid Lösemi Farkındalık Günü’nde Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Özgür Mehtap: “Akut Miyeloid Lösemi’de erken dönemde doğru tedavi, yaşam kalitesini ve yaşam süresini olumlu etkiliyor” dedi</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Tüm lösemilerin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan AML (Akut Miyeloid Lösemi); ileri yaşlarda görülme oranı artan, erişkin yaş grubunun en sık görülen lösemi tipi olarak biliniyor. Her 100 bin kişide ortalama 5 kişide görülen AML vakalarının 2040 yılına kadar pek çok ülkede artacağı öngörülüyor. <sup>1</sup><sup>/2</sup></p>

<p> </p>

<p>Her yaşta rastlanmakla birlikte, 65 yaş ve üzeri nüfusta daha sık ortaya çıkan AML, tüm dünyada yaşam süresinin uzamasıyla birlikte ileri yaşlarda görülen kanser türlerinden biri olarak önemini koruyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Belirtiler ani ve şiddetli bir şekilde başlayabilir</strong></p>

<p>21 Nisan Dünya AML Farkındalık Günü nedeniyle hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenlere işaret eden <strong>Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Özgür Mehtap</strong>, “Akut Miyeloid Lösemi, hızlı ilerleyebilen bir kan ve kemik iliği kanseri türüdür. Çocuklarda da gelişebilen lösemi tiplerinden biri olan AML’de kemik iliğindeki kök hücreler etkilenir. En yaygın belirtiler arasında yorgunluk, halsizlik, solukluk, sık enfeksiyon, ekimozlar, beklenmedik kanamalar, kemik ve eklem ağrıları, kilo kaybı, nefes darlığı sayılabilir. Belirtiler genellikle çok ani ve şiddetli şekilde başlayabilir. AML hızlı ilerleyebildiği için hastalar genellikle ciddi enfeksiyonlar, yüksek ateş veya ani kanamalarla acil servislere başvurabilirler. Nadiren hastalar uzun süreli halsizlik, solukluk, çarpıntı ve kilo kaybı gibi daha sinsi ilerleyen belirtilerle hastaneye gelir. Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir hematoloji uzmanına başvurmak gerekir” dedi.</p>

<p> </p>

<p><strong>Tanı</strong><strong>da molek</strong><strong>üler testlerin </strong><strong>ö</strong><strong>nemi artıyor</strong></p>

<p>Hastalığın teşhisinin klinik bulgulardan çok laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri ile konulduğunu anlatan <strong>Prof. Dr. Özgür Mehtap</strong>, “İlk aşama, klinik değerlendirmedir. Kan sayımı çok önemlidir. Ancak kesin tanı için kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisi yapılır. Moleküler testler her geçen gün önemi daha da artan, hem prognoz hem de tedavinin belirlenmesinde kilit rol oynayan testlerdir. Bu testler arasında FLT3 ve NPM1 gibi belirli gen mutasyonlarının tespiti yer alır. Bu testlerin sonuçları hastalığın seyrini belirlemede de yardımcı olabilir” dedi.  </p>

<p> </p>

<p><strong>Tek tip kemoterapiden kişiselleştirilmiş tedavilere geçildi</strong></p>

<p>Son yıllarda geliştirilmiş olan yenilikçi ürünler ve hedefe yönelik tedavilerin, kemoterapilerden daha iyi tolere edildiğini gördüklerini ifade eden <strong>Prof. Dr. Özgür Mehtap</strong>, sözlerini şöyle sürdürdü: </p>

<p> </p>

<p>“Moleküler tanı yöntemlerindeki gelişmeler ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde AML tedavisinde önemli ilerlemeler kaydedildi. Bu nedenle hastaların uygun merkezlerde değerlendirilmesi, genetik ve moleküler testlerin zamanında yapılması ve tedavi kararlarının multidisipliner bir yaklaşımla verilmesi büyük önem taşıyor. Yeni tanı alan AML hastalarının bir kısmı ilk tedavilerine dirençlidir, tedaviye yanıt veren hastaların ise yarısından fazlasında da zaman içinde nüks gelişebilir. Bu nedenle AML'nin erken teşhisi çok önemlidir ve şüpheli durumda vakit kaybetmeden bir hematoloji uzmanına başvurulmalıdır.</p>

<p> </p>

<p>AML tedavisinde yıllardır kemoterapiler tek tedavi seçeneği olarak yer alıyordu; ancak AML, biyolojik olarak oldukça heterojen bir hastalık olduğu için son yıllarda tedavi yaklaşımı klasik kemoterapiden moleküler hedefli, kişiselleştirilmiş, hızlı kombine tedavilere doğru önemli bir dönüşüm geçirdi. Özellikle genetik ve moleküler alt tiplerin daha iyi anlaşılmasıyla birlikte, FLT3, IDH1/2 ve NPM1 gibi mutasyonlara yönelik hedefli tedaviler geliştirildi. Bu gelişmeler sayesinde artık AML tedavisinde “tek tip yaklaşım” yerine, hastanın mutasyon profiline göre tedavi seçimi yapılabiliyor. Bu paradigma değişimi, tedavi seyrini geçmişe kıyasla belirgin şekilde iyileştiriyor. Özellikle FLT3 inhibitörlerinin kemoterapi ile kombinasyonu veya tek başına kullanımı, yanıt oranlarını ve genel sağ kalımı artırabiliyor. Ayrıca bu yaklaşım gereksiz toksisiteyi azaltma potansiyeli de taşıyor.”</p>

<p> </p>

<p><strong>AML’nin risk fakt</strong><strong>ö</strong><strong>rlerine karşı alınabilecek </strong><strong>ö</strong><strong>nlemler</strong></p>

<p>AML’nin gelişme olasılığını artırabilecek bazı risk faktörlerine de işaret eden <strong>Prof. Dr. Özgür Mehtap</strong>, şöyle dedi: “Down sendromu ve Fanconi anemisi gibi genetik faktörler AML gelişimi açısından önem taşıyor. Çeşitli kimyasallara ve yüksek doz radyasyona maruz kalma da bir risk faktörüdür. Hastanın öyküsünde Miyelodisplastik Sendrom (MDS) olması önemli bir risktir ve kötü seyir ile ilişkilidir. Başka kanserler nedeniyle kemoterapi ve radyoterapi görmek de risk olarak değerlendirilir.  Çeşitli kimyasal maddelerin maruziyetinden kaçınmak, riskli iş yerlerinde uygun koruyucu ekipman kullanmak, dengeli beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve yeterli uyku alınabilecek önlemlerin başında gelir.”</p>

<p> </p>

<p><strong>Karşılanmamış ihtiyaçlara bilimle çözüm geliştiriyoruz</strong></p>

<p><strong>Astellas Türkiye Genel Müdürü Nilay Tarr</strong> ise şunları paylaştı: “Sorumlu inovasyon bakış açımızla, AML alanında hastalarımız için bilimin sunduğu tüm imkanları değere dönüştürmeye odaklandık. Astellas olarak karşılanmamış ihtiyaçlara yönelik ilaçlar geliştirmek her zaman önceliğimiz. Hastalarımızın geleceğini değiştirmek için, yenilikçi tedavi seçenekleri geliştirmek üzere tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz. Bu yaklaşımımızla, tüm paydaşlarımız için anlamlı çözümler sunuyoruz. Bugün, AML Farkındalık Günü’nde, erken tanı ve farkındalığın hayatları nasıl değiştirebileceğini hatırlıyor ve bu alandaki bilinçlendirme çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/post12047_69e28d09cd94c_h.jpg</image>
                                <category>Dünya,Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/akut-miyeloid-losemide-erken-donemde-dogru-tedavi-onem-tasiyor/12047</link>
                <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 22:39:09 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Düşük bağışıklığın gizli sinyallerine dikkat</title>
                                    <description>Sık tekrarlayan enfeksiyonlar, bitmek bilmeyen yorgunluk ve geç iyileşen yaralar vücudunuzun bir imdat çağrısı olabilir. Modern yaşamın getirdiği yoğun stres, uykusuzluk ve dengesiz beslenme gibi faktörlerin bağışıklığın düşmesine neden olabileceğini belirten Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, yetişkinlerde yılda 5-6 kereden fazla görülen grip vakalarının derinlemesine araştırılması gerektiği konusunda uyardı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Güçlü bir bağışıklık sistemi, hastalıklara karşı vücudun en önemli savunma hattıdır. Ancak bazen yaşam tarzı alışkanlıkları, bazen de altta yatan gizli kronik rahatsızlıklar bu hattın kırılmasına neden olabiliyor. Vücudun savunma sisteminin neden zayıfladığına dair önemli bilgiler veren Medicana International İzmir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, sadece sık hastalanmanın değil, aynı zamanda açıklanamayan halsizlik ve stresin de bağışıklık üzerinde doğrudan belirleyici olabildiğini söyledi. Bağışıklık sisteminin zayıfladığını gösteren en önemli belirtileri sıralayan Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, “Sık sık hastalanma (üst solunum yolu enfeksiyonu, grip, ishal…), enfeksiyonların uzun sürmesi ve ağır geçmesi, sürekli yorgunluk hali, yaraların geç iyileşmesi, sık uçuk çıkması sayılabilir. Bağışıklığı düşüren yaygın nedenler arasında stres uykusuzluk, yetersiz beslenme, vitamin mineral eksiklikleri, kronik hastalıklar, kullanılan bazı ilaçlar (kortizon, kemoterapi) sigara ve alkol tüketimi sayılabilir” açıklamalarını kaydetti.</span></p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><b>Hastalıklar sık tekrar ediyor ve uzun sürüyorsa araştırılmalı</b></span></p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Güçlü bir bağışıklıkta olmaması gereken durumları sıralayan Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, özellikle hastalıkların sık tekrar etmesi, uzun ve ağır seyretmesi gibi durumlarda altında yatan nedenlerin detaylıca araştırılması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, “Kalabalık ve kapalı ortamlarda vakit geçirenler sık grip geçirebilir. Erişkinler yılda 2-4 kez, çocuklarda 6-8 kez geçirmek normal sayılabilir. Erişkinlerde yılda 5-6 kez grip oluyorsa, hastalık bitmeden tekrar başlıyorsa, uzun sürüyorsa ve ağır seyrediyorsa ve eşlik eden açıklanmayan kilo kaybı gece terlemeleri, lenf bezlerinde büyüme, aşırı halsizlik varsa mutlaka araştırılmalıdır” mesajını verdi. Öte yandan uzun süren halsizlik durumuna da açıklık getiren Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, “Uzun süren halsizlik durumunun en sık görülen nedenleri arasında anemi ( kansızlık), tiroid hastalıkları, kronik enfeksiyonlar, metabolik hastalıklar, kalp ve akciğer hastalıkları, psikolojik nedenler sayılabilir. Bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıklar (HIV, kanser vs.) nedenler arasında görülebilir” dedi.</span></p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><b>Vitamin eksiklikleri bağışıklığı doğrudan etkiler</b></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Vitamin eksikliklerinin bağışıklık sistemini doğrudan etkilediğini dile getiren Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, “Bağışıklık sisteminin hücrelerinin üretimi, iletişimi ve mikroplarla ve hastalıklarla savaşması büyük ölçüde vitaminlere bağlıdır. Eksikliklerinde vücut savunması düşer ve iyileşme süresi uzar” diye konuştu. Vitamin eksikliğinin tespit edilmesi için uygulanan yöntemleri ele alan Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Tam kan sayımı, vitamin mineral düzeyleri, hasta değerlendirmesi sonrasında yapılacak ek testler (HIV,  immünglobulinler, tümör markerları gibi) tanı konulmasında fayda sağlayabilir. Ancak tüm bunlar alanında uzman hekimlerin değerlendirmesiyle ortaya çıkabilir. Ayrıca stresin bağışıklık sistemini olumsuz etkilediği bilinen bir gerçek. Stres durumunda vücutta kortizol hormonu artar. Uzun süre yüksek kalması halinde bağışıklık hücrelerinin sayısının azalması, vücudun savunma mekanizmalarının yanıtının düşmesine neden olur. Vücudun inflamasyon dengesi bozulur ve bağışıklık sistemi zayıflar.” </span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Güçlü bir bağışıklık için tavsiyelerde bulunan Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, “Sağlıklı ve dengeli beslenme, yeterli uyku, sıvı tüketimi ve mümkünse spor ve stresten uzak durmak bağışıklığı olumlu yönde etkileyecektir” dedi.</span></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/dusuk-bagisikligin-gizli-sinyallerine-dikkat_69e1217cdc663.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/dusuk-bagisikligin-gizli-sinyallerine-dikkat/12041</link>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 20:47:45 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaşlanan Nüfus ve Obezite Hastalığı Bel Ağrısını Tetikliyor...</title>
                                    <description>Sağlık ve yaşam koşullarının iyileşmesi nedeniyle artan yaşlı nüfusun yanı sıra obeziteoranlarının da yükseldiği günümüzde eklem ve bel ağrılarınabağlı şikayetler de artıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık ve yaşam koşullarının iyileşmesi nedeniyle artan yaşlı nüfusun yanı sıra obeziteoranlarının da yükseldiği günümüzde eklem ve bel ağrılarınabağlı şikayetler de artıyor.</p>

<p> </p>

<p>Özel Sağlık Hastanesi Fizik tedavive Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Arman Öztürk, uzayan ortalama yaşamsüresi, hareketsizlik ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarınınbel hastalıklarına davetiye çıkardığını söyledi.</p>

<p> </p>

<p>Omurganın vücudun temel taşıyıcısıolduğunu ve artan yaşla birlikte kas - iskelet yapısınınbozulmaya başladığını belirten Uzm. Dr. Arman Öztürk, herbel ağrısının fıtık nedeniyle olmadığını bu konuda uzmanhekimin doğru tedaviyi uygulaması gerektiğini söyledi.</p>

<p> </p>

<p><b>TEDAVİ KİŞİYE ÖZEL PLANLANMALI</b></p>

<p> </p>

<p>Bel ağrısı tedavisinin kişiye özelplanlanması gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Öztürk, “Belağrısı uzun süredir var olan ve tıp insanlarının da üzerindedurduğu önemli konulardan biri.</p>

<p>Eğer hastada bel ağrısı ve hafifkalça ağrısı varsa, ağrı bacağa ve dizin altına doğruyayılmıyorsa, kuvvet kaybı ve ciddi uyuşma yoksa ya da idrar,büyük abdest tutamama gibi belirtiler yoksa bel fıtığı olmaihtimali de düşük oluyor. Bu belirtilerin olmadığı belağrılarının neredeyse yüzde 90'ı fıtık ilişkisiz olarakbelirlenmiş. Hatta kişinin MR'ında fıtık çıksa bile bu ağrınınfıtık ilişkisiz olduğu gösterilmiş. Çünkü her fıtığınderecesi aynı olmuyor, vücut zaman içinde kendisini onarabiliyor.Fıtık aslında omurga yaşlanmasının doğal bir eşlikçisiolarak görülüyor” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p><b>AŞIRI KİLO VE HAREKETSİZ YAŞAMRİSKİ ARTIRIYOR</b></p>

<p> </p>

<p>Bel ağrısında muayene hasta hikayesive şikayetlerinin yol gösterici olduğunu kaydeden Uzm. Dr. ArmanÖztürk, “Hastanın MR sonucuna göre fıtık olmadığınakarar verdiğimizde eğer aşırı kilo varsa hastanın kilo vermesiiçin yönlendiriyoruz. Verilen her kilo bel üzerindeki baskınında azalmasını sağlıyor. Hastamızın günlük yaşamaktivitelerini düzenliyoruz. Bunlar, araba kullanırken cüzdanıcebine bir cebine koyup asimetrik oturuşlar yapmamak. Masa veyabilgisayar başında çok çalışıyorsa kambur ya da kaykılarakoturuşlar yapmamak. Ağır sırt çantaları, ya da tek kola takılanasimetrik yükleri mümkün olduğunca hayatından uzaklaştırmak.Doğru yük nasıl taşınır, nasıl kaldırılır? Bunlarınhepsini anlatıyoruz. Sonrasında ilaç tedavisine başlıyoruz.İlaçla da geçmiyorsa, ultrasonla ya da Skopi dediğimiz cihazlabakarak ilgili kasa, bağa veya ekleme nokta atışı, enjeksiyontedavisi yapıyoruz. Fizik tedavi uygulamaları da beraberindeyapıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p> </p>

<p><b>UZMAN HEKİME DANIŞIN</b></p>

<p> </p>

<p>Cerrahi müdahalenin en son çareolarak uygulandığını dile getiren Uzm. Dr. Arman Öztürk,şöyle devam etti: “ Eğer hastanın bacağında kuvvet kaybı veciddi uyuşma varsa ya da idrar, büyük abdest tutamama gibibelirtiler bulunuyorsa hızlıca cerrahi müdahaleye yönlendiriyoruz.Tabi bel ağrısı için önerdiğimiz günlük yaşamaktivitelerinin düzenlenmesi ve obeziteden uzak durulması gibikonular burada da geçerli oluyor. Her hastanın durumu farklılıkgösterdiği için tanı ve tedavinin de mutlaka uzman hekimlergözetiminde yürütülmesi büyük önem taşıyor”</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/yaslanan-nufus-ve-obezite-hastaligi-bel-agrisini-tetikliyor_69dd4326471ad.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/yaslanan-nufus-ve-obezite-hastaligi-bel-agrisini-tetikliyor/12018</link>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 22:24:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek</title>
                                    <description>Kalp hastalıkları kadınlar ve erkeklerde aynı şekilde ilerlemiyor, özellikle ölüm açısından fark belirginleşiyor. 12–18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası’nda kadınlarda durumun daha kritik olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Erkeklerde daha sık görülse de kalp hastalıklarında ölüm oranı kadınlarda daha yüksek. Kadınlarda bu durum menopoz sonrası artıyor. Genellikle ilk kalp krizi daha ölümcül oluyor ve bunun önemli nedenlerinden biri hastaneye geç başvuru” şeklinde konuştu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp hastalıkları hem dünyada hem de Türkiye’de en yaygın ölüm nedeni. Kalp ve damar hastalıkları; koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık ve romatizmal kalp hastalığı gibi kalp ve kan damarlarını etkileyen bir grup rahatsızlığı kapsıyor. Bu hastalıklara bağlı ölümlerin beşte dördünden fazlası kalp krizi ve inme nedeniyle oluyor, ölümlerin üçte biri ise 70 yaşın altındaki kişilerde gerçekleşiyor. Genetik faktör olması durumunda maalesef aile üyesinin kalp damar hastalığı gelişme riski belirgin şekilde artabiliyor. Bunun yanında ilerleyen yaş, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve tütün ürünü kullanımı da tehlike çanlarını çaldırıyor. Obezite, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve yoğun tuz kullanımı gibi alışkanlıklar ise ikincil risk faktörleri arasında bulunuyor” dedi.</p>

<p> </p>

<p><strong>Belirtiler farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor</strong></p>

<p>Kalbin verebileceği sinyalleri anlamak için ona kulak verilmesi gerektiğini dile getiren Alagiç, “Kalbi bir eve benzetiyorum. Nasıl ki bir evde su tesisatı, elektrik sistemi, duvarlar ve kapılar bir bütün halinde çalışıyorsa, kalp de benzer şekilde farklı yapılardan ve sistemlerden oluşuyor. Bu sistemlerde ortaya çıkan bir sorun, kendini farklı şikayetlerle gösterir. Bu nedenle hastanın şikayetlerinin türü ve sahip olduğu risk faktörleri, hangi ‘tesisata’ odaklanmamız gerektiğini anlatır. Muayene sırasında da bu doğrultuda değerlendirme yaparak sorunun kaynağını belirleriz. Bu nedenle kalbi etkileyebilecek pek çok neden olsa da en sık karşılaşılan belirtiler; kola, çeneye veya sırta yayılabilen baskı ya da yanma tarzında göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik, mide bulantısı, kusma ve terleme şeklinde sıralanabilir. Burada önemli olan daralan damara zamanında müdahale edebilmek. Bunun için de stent takılabilir, balon işlemi veya bypass uygulanabilir. Bu operasyonlar zamanında yapıldığında kalp rahatsızlığının etkilerini büyük ölçüde azaltabiliriz. Ancak hasta belirtileri göz ardı edip sağlık merkezine geç başvurursa her türlü önleme rağmen hayatına kalp yetmezliği ile devam etmek zorunda kalabilir” dedi.</p>

<p> </p>

<p><strong>Günlük alışkanlıklarla kalp sağlığı desteklenebilir</strong></p>

<p>Kalp sağlığı için tütün ürünlerinin kesinlikle bırakılması gerektiğinin altını çizen Alagiç, “Ayrıca özel durumu olan hastalar hariç haftanın en az 5 günü en az yarım saat egzersiz yapılmalı. Günlük tuz tüketimi Türk mutfağında bu miktar 18 grama kadar çıkabilse de 5 gramı geçmemeli. Balık tüketimi omega-3 açısından zengin somon, uskumru ve sardalya gibi türlerle haftada en az 1 olmalı, kırmızı et mümkün olduğunca azaltılmalı ve haftada en fazla 350-500 gram tüketilmeli. Günde 30 gram çiğ kuruyemiş, en az 200 gram meyve ve en az 200 gram sebze tüketimi gibi küçük değişikliklerle kalbi korumak mümkün” dedi.</p>

<p> </p>

<p><strong>Kalp kontrollerine başlama yaşı giderek düşüyor</strong></p>

<p>Kalp sağlığının takipçisi olmak için neler yapılması gerektiğine de değinen Alagiç, “Erkeklerde 40 yaşından sonra, kadınlarda ise menopozdan 5-6 yıl sonra yıllık kontrol tetkiklerine başlamak önemli ancak günümüzde sağlıksız yaşam alışkanlıkları çok yaygın olduğu için bu yaş aralığı giderek düşüyor. Sağlık merkezine başvurulduğunda hastanın hikayesini dinleyerek skorlama yöntemiyle değerlendirme yapıyoruz, gerekli gördüğümüzde EKO, kontrastlı sanal anjiyo veya efor testi gibi görüntüleme tetkiklerine başvuruyoruz” dedi.</p>

<p> </p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek_69da78784e7ce.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek/12003</link>
                <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 19:35:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzun yaşamın sırrı damarlarda: “Yaş değil, damar yaşı belirleyici”</title>
                                    <description>TAB İlaç’ın yeni nesil vitamin grubu TABVITAMINS’i tanıtmak üzere düzenlediği etkinlik kapsamında gerçekleştirilen “Az Ye Çok Yaşa” oturumunda konuşan Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, uzun ve sağlıklı bir yaşamın temelinde damarsal sağlığın yer aldığını vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yaşamın ancak sağlıklı damar yapısıyla mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Kerim Güler, tüm kan ve lenf damarlarının iç yüzeyini kaplayan endotel tabakasının artık bir organ olarak kabul edildiğini ifade etti. Yaklaşık 1,5 kilogram ağırlığında ve açıldığında 800 metrekarelik yüzeye ulaşan endotel, bu özellikleriyle vücuttaki en büyük organlardan biri olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Vücuttaki tüm organların damar sağlığından etkilendiğini vurgulayan Prof. Dr. Güler, kalp, beyin ve böbrek gibi hayati organların bu etkileri çok daha hızlı gösterdiğini ifade etti.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>En küçük tıkanıklık bile risk</strong></p>

<p>Diyabet, sigara ve hipertansiyonun damar yapısına doğrudan zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Güler, damar sağlığının korunmasının kritik olduğunu söyledi. Organların sağlıklı şekilde çalışabilmesi için kan akımının düzenli ve kesintisiz olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Güler, damarlarda oluşabilecek en küçük tıkanıklıkların dahi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekti. Hipertansiyon, diyabet, sigara, obezite ve hareketsiz yaşamın başlıca risk faktörleri olduğunu belirten Güler, bu faktörlerin çoğu zaman birlikte görüldüğünü ve organ hasarı riskini artırdığını söyledi.</p>

<p> </p>

<p><strong>“Yaşlanma kontrol edilebilir”</strong></p>

<p>Yaşlanmayı etkileyen faktörlerin büyük ölçüde kontrol edilebilir olduğunu ifade eden Güler, diyabetin tedavi edilebildiğini, lipitlerin düşürülebildiğini, sigaranın bırakılabildiğini ve hipertansiyonun kontrol altına alınabildiğini belirtti. “Bir insanın yaşı kronolojik değil, damarsal yaşıyla ölçülür” diyen Prof. Dr. Güler, uzun yaşamın ancak endotelin korunmasıyla mümkün olduğunu söyledi.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Kalp hastalıkları ilk sırada</strong></p>

<p>İnflamasyonun damar sağlığı üzerindeki etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Güler, serbest radikal artışı ve fiziksel hareketsizliğin bu süreci hızlandırdığını belirtti. Obezitenin küresel ölçekte en önemli sağlık sorunlarından biri haline geldiğini söyleyen Güler, Lancet’te yayımlanan hastalık yükü araştırmasına göre obezitenin 1990’da 16’ncı sıradayken 2017’de ilk sıraya yükseldiğini ifade etti. Türkiye’de her gün 345 kişinin ilk enfarktüs nedeniyle hayatını kaybettiğini belirten Prof. Dr. Güler, bu ölümlerin büyük bölümünün önlenebilir risk faktörleriyle ilişkili olduğunu söyledi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre de ölüm nedenleri arasında ilk sırada kalp hastalıkları yer alıyor.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Risk katlanarak artıyor</strong></p>

<p>Diyabet, hipertansiyon ve yüksek LDL kolesterolün birlikte görülmesinin riski 20 kat artırdığını belirten Prof. Dr. Güler, buna obezitenin eklenmesiyle riskin 60 katına çıktığını söyledi. “Obezite bu tablonun merkezinde yer alıyor” diyen Prof. Dr. Güler, kilo kontrolünün diğer risk faktörlerini de doğrudan etkilediğini vurguladı.</p>

<p> </p>

<p><strong>Türkiye’de tablo kritik</strong></p>

<p>Türkiye’de hipertansiyon kontrolünde başarısızlık oranının yüzde 46 olduğunu belirten Prof. Dr. Kerim Güler, bu oranla Avrupa’nın gerisinde kalındığını ifade etti. 2035 yılında dünya genelinde 650 milyon kişinin diyabetli olmasının beklendiğini belirten Prof. Dr. Güler, Türkiye’de ise her 100 kişiden 65’inin hedeflenen kan şekeri seviyelerine ulaşamadığını söyledi.</p>

<p> </p>

<p> <strong>Prediyabet erken uyarı sinyali</strong></p>

<p>Prediyabetin erken müdahale için kritik bir aşama olduğunu belirten Prof. Dr. Güler, kan şekeri 100’ün üzerine çıktığında mutlaka önlem alınması gerektiğini ifade etti. Prediyabet, diyabet ve obezite arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çeken Prof. Dr. Güler, vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olan bireylerde ek risk faktörlerinin bulunmasının metabolik sendrom anlamına geldiğini söyledi.</p>

<p> </p>

<p><strong>3 milyar kişi risk altında</strong></p>

<p>Araştırmalara göre 2030 yılında dünya genelinde erişkinlerin yüzde 50’sinin yüksek vücut kitle indeksine sahip olacağını belirten Prof. Dr. Güler, bunun yaklaşık 3 milyar kişiye karşılık geldiğini ifade etti. Türkiye’nin fazla kilolu ve obez birey oranında en yüksek prevalansa sahip ülkeler arasında yer aldığını da sözlerine ekledi. Yüzde 13’lük kilo kaybının Tip 2 diyabet riskini yüzde 40, uyku apne sendromunu yüzde 27, hipertansiyonu yüzde 25 ve dislipidemiyi yüzde 22 oranında düşürdüğünü belirtti.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Beslenme belirleyici rol oynuyor</strong></p>

<p>Akdeniz ve Meksika tipi beslenmenin sağlıklı olduğunu, batı tarzı beslenmenin ise riskleri artırdığını belirten Prof. Dr. Güler, pişirme yöntemlerinin dahi sağlık üzerinde etkili olduğunu söyledi. Turpgiller ailesinden sebzelerin metabolik sendrom hastalarında CRP seviyelerini düşürdüğünü, çilek ve dağ meyvelerinin inflamasyon göstergelerini azalttığını belirten Güler, tam tahıllar ve baklagillerin de benzer şekilde olumlu etkiler sağladığını ifade etti. Sağlıklı yağ kaynaklarının önemine de değinen Güler, tohum ve kuruyemişlerin inflamasyonu azalttığını, zeytinyağının IL-6 ve CRP seviyelerini düşürdüğünü, kırmızı et tüketiminin ise bu değerleri artırabildiğini söyledi. Prof. Dr. Güler, gıda takviyelerinin sağlıklı yaşlanma sürecinin destekleyicileri olduğunu söyleyerek, “Berberin gibi takviyeler kan şekerini dengelemeye, insülin direncini kırmaya, kolesterolü düzenlemeye destek sunan seçenekler arasında yer alır” dedi. </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/uzun-yasamin-sirri-damarlarda-yas-degil-damar-yasi-belirleyici_69da77deb84e2.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/uzun-yasamin-sirri-damarlarda-yas-degil-damar-yasi-belirleyici/12001</link>
                <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 19:31:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>İbrahim Tatlıses&#039;in Sağlık Durumu</title>
                                    <description>Sanatçı İbrahim Tatlıses’in tedavi süreci hakkında 11 Nisan 2026, (bugün) Acıbadem Altunizade Hastanesi Başhekimi Dr. Engin Çakmakçı ve ameliyatı gerçekleştiren Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca ortak bir açıklama yaptı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Sanatçı İbrahim Tatlıses’in tedavi süreci hakkında 11 Nisan 2026, (bugün) Acıbadem Altunizade Hastanesi Başhekimi Dr. Engin Çakmakçı ve ameliyatı gerçekleştiren Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca ortak bir açıklama yaptı. </p>

<p><strong>Başhekim Dr. Engin Çakmakçı</strong>, sanatçının tedavi sürecine yönelik şu bilgileri verdi: </p>

<p>“7 Nisan Salı günü yüksek ateş ve tansiyon düşüklüğü nedeniyle acil servisimize başvuran hastamız İbrahim Tatlıses'in tedavisi, yoğun bakım servisimizde devam etmekteydi. Enfeksiyon kaynağı olarak safra kesesi iltihabı tanısı konulmuştu. Tedavi süreci içerisinde iyiye gidiş gözlenildi ve Profesör Doktor Bilgi Baca ve cerrahi ekibi tarafından ameliyat edilmeye karar verildi.”</p>

<p>Ameliyatı gerçekleştiren <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca</strong> da, bu sabah gerçekleştirdikleri ameliyata yönelik şöyle konuştu: </p>

<p>“İbrahim Bey geldiği zaman çok şiddetli bir enfeksiyonu vardı. Bunun safra kesesi kaynaklı olduğu tanısını koyduktan sonra -tabi kullandığı birtakım kan sulandırıcı ilaçlar da olduğu için- bir süre antibiyotikle tedavi edip, bu enfeksiyonun da biraz düzelmesini bekledik. Hastamızı bu sabah 9 gibi ameliyata aldık. Tabi komplike bir safra kesesiydi. Yani ciddi bir enfeksiyonu vardı. O nedenle yoğun bakım şartlarında takip ediyorduk. Ameliyatta her şey çok iyi geçti. Herhangi bir komplikasyon görmedik. Ama tabii ki bu basit bir safra kesisi ameliyatı değil. Komplike bir ameliyat olduğu için yoğun bakımda takip edilecek. Önümüzdeki hafta da her şey yolunda giderse taburcu etmeyi planlıyoruz.”</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/ibrahim-tatlisesin-saglik-durumu_69da772d28f27_h.jpg</image>
                                <category>Magazin,Sağlık,Güncel</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/ibrahim-tatlisesin-saglik-durumu/12000</link>
                <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 19:25:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Tuzla’da Buluştular, Sağlık İçin Yürüdüler</title>
                                    <description>Sağlıklı yaşam alışkanlıklarını güçlendirmek amacıyla gerçekleştirilen etkinlikte, uzmanlar eşliğinde sabah egzersizi yapıldı. Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Hande Namal Türkyılmaz ise sağlıklı yaşam tarzına ilişkin paylaşımlarda bulunarak, beslenme ve sporun aktif yaşamdaki önemini vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, 7-13 Nisan Dünya Sağlık Haftasını, Tuzla Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü tarafından sağlıklı yaşam alışkanlıklarını güçlendirme, bu konudaki toplumsal farkındalığı artırma amacıyla düzenlenen, özel yürüyüş ve egzersiz etkinliğiyle kutladı. Tuzla sakinlerinin yoğun ilgi gösterdiği etkinlik kapsamında katılımcılar, sahil hattında 2 km’lik yürüyüş güzergahını hep birlikte tamamlayarak güne sağlıklı bir başlangıç yaptılar. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi çalışanlarının da destek verdiği etkinlikte, katılımcıların soruları yanıtlandı. Uzman antrenörlerin egzersiz ve yoga aktiviteleriyle devam eden programda, <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Hande Namal Türkyılmaz</strong>, katılımcılara sağlıklı yaşam alışkanlıkları hakkında önemli bilgiler verdi. </p>

<p> </p>

<p>Dr. Hande Namal Türkyılmaz konuşmasında, yapılan her egzersizin vücudumuza büyük katkılar sağladığını, sadece kalori yakmadığımızı söyleyerek, bu sayede vücudumuzun doğal olarak ürettiği NAD+ molekülünü ve GLP-1 hormonunu da artırabildiğimizi hatırlattı. Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp ile hormonal mekanizmaları onarmaya odaklandıklarını söyleyen Dr. Hande Namal Türkyılmaz, “<em>Bugünkü yürüyüş ve egzersiz çalışmamızın vücudumuzda gösterdiği </em>d<em>eğişimi kalıcı kılmak, vücudumuzun biyokimyasını optimize etmek ve 'gerçekten sağlıklı' hissetmek kendi elimizde.</em> <em>Bu alandaki sağlık profesyonelleri olarak hedefimiz ilaçla</em> <em>değil, yaşamı kendi ritmiyle iyileştirmek. Uzun yıllardır bu işi yapan biri olarak biliyorum ki; bu mekanizmaları ne kadar erken tamir edersek, gelecekteki kronik hastalıklardan o kadar korunuruz. Sağlık, hastalıkların olmaması değil, yaşam enerjisinin en üst seviyede olmasıdır</em>” dedi. </p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/tuzlada-bulustular-saglik-icin-yuruduler_69d6a42b04663.jpg</image>
                                <category>Sağlık,Spor</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/tuzlada-bulustular-saglik-icin-yuruduler/11981</link>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 21:52:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Unutkanlık mı alarm mı ?</title>
                                    <description>Unutkanlık, gündelik hayatın çoğu zaman sıradan bir parçası olarak görülüyor. Anahtarın yerini hatırlayamamak, bir ismi anlık olarak unutmak ya da bir odaya neden girildiğini kısa süreliğine kaybetmek… Tüm bunlar çoğu kişi için tanıdık durumlar. Ancak bu tablo her zaman masum olmayabilir. Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, unutkanlığın ne zaman normal sınırlar içinde kaldığını, ne zaman bir hastalığın habercisi olabileceğini anlatarak, “Aradaki fark bilginin kaybolup kaybolmaması” dedi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bir çok insanın çok da üstünde durmadığı unutkanlık, bazen beynin verdiği önemli bir uyarı sinyali olabilir. Özellikle tekrar eden ve yaşam kalitesini etkilemeye başlayan unutkanlıkların “yaşla gelen doğal bir durum” olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-weight:normal">Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal</strong><b>, </b>normal ve hastalığa bağlı unutkanlık arasındaki farkı şöyle açıkladı: “Unutmak, hepimizin hayatının bir parçası. Anahtarımızı nereye koyduğumuzu unutabiliriz, bir ismi hatırlamakta zorlanabiliriz ya da mutfağa neden girdiğimizi birkaç saniyeliğine hatırlamayabiliriz. Bunların çoğu aslında normaldir. Normal unutkanlıkta bilgi kaybolmaz, sadece ulaşmak gecikebilir. Bir süre sonra hatırlanır. Ama hastalığa bağlı unutkanlıkta bilgi gerçekten kaybolur. Yani kişi aynı soruyu tekrar tekrar sorar, aynı olayı yeniden yaşar gibi anlatır ve bunun farkında olmaz. İşte bu noktada unutkanlık artık bir ‘durum’ değil, bir ‘işaret’ haline gelir.”</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Günlük yaşamı olumsuz etkileyebilir</strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, “Özellikle günlük yaşamı etkilemeye başlayan unutkanlıklar bizim için alarmdır. Kişinin tanıdık bir yerde yolunu kaybetmesi, para işlerini karıştırması, yemek yaparken aşamaları unutması ya da kelime bulmakta belirgin zorlanması… Bunlar ‘yaş aldım normaldir’ diye geçiştirilecek şeyler değildir” diye konuştu. Unutkanlığın en bilinen nedenlerinden biri olan Alzheimer hastalığının genellikle sinsi başladığını ifade eden Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, “En erken dönemde hastalar yeni bilgileri öğrenmekte zorlanır. Aynı soruları tekrar eder, randevularını unutur, eşyalarını alışılmadık yerlere koyar. Ama burada önemli bir detay var; Alzheimer sadece unutkanlık değildir. Bir süre sonra kişi yönünü bulmakta zorlanır, karar vermede güçlük yaşar ve günlük hayatın organizasyonu bozulmaya başlar.”</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Gençlerde unutkanlığın nedenleri</strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Her unutkanlığın ciddi bir nörolojik hastalık anlamına gelmediğini vurgulayan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, özellikle gençlerde farklı nedenlerin ön planda olduğuna dikkat çekti. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, “Özellikle genç yaşta görülen unutkanlıkların büyük bir kısmı aslında beyin hastalığı değildir. Uyku eksikliği, yoğun stres, anksiyete, depresyon ve sürekli maruz kaldığımız dijital bilgi yükü… Bunların hepsi dikkat sistemimizi bozar. Ve şunu unutmamak gerekir: Hafıza, dikkat olmadan çalışmaz. Ben bu durumu şöyle özetliyorum: Sorun bazen hafızada değil, dikkatin kendisindedir. Stresin hafıza üzerindeki etkisi ise düşündüğümüzden çok daha güçlü. Beynimiz stres altındayken öğrenmeye değil, hayatta kalmaya odaklanır. Bu nedenle bilgi kaydı zayıflar, dikkat dağılır ve kişi kendini ‘çok unutkanım’ diye tarif etmeye başlar. Aslında beyin o anda farklı bir önceliklendirme yapıyordur” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Erken tanı hastalığın seyrini değiştirebilir</strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Unutkanlığın ilerleyici bir hal alması durumunda vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini belirten Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, şu uyarılarda bulundu: “Eğer unutkanlık giderek artıyorsa, günlük yaşamı etkiliyorsa, yakınlarınız bu durumu fark ediyorsa ya da buna davranış değişiklikleri eşlik ediyorsa, zaman kaybetmemek gerekir. Çünkü erken değerlendirme, sadece tanı koymak için değil, süreci doğru yönetmek için de kritik öneme sahiptir. Tanı süreci de çoğu zaman sanıldığı gibi tek bir testten ibaret değildir. Bu bir bulmacaya benzer. Hastanın öyküsü, yakınlarının gözlemleri, bilişsel testler, kan tetkikleri ve beyin görüntülemeleri bir araya getirilir. Gerektiğinde daha ileri biyobelirteçler de kullanılabilir. Ama en önemli veri çoğu zaman hastanın hayat hikayesidir.”</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Erken tanının, hastalığın seyrini yönetmede büyük avantaj sağladığını ifade eden Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, “Erken tanının önemi tam da burada ortaya çıkar. Çünkü biz hastalığı her zaman ortadan kaldıramayabiliriz, ama süreci yönetebiliriz. Erken tanı ile hastanın bağımsızlığı daha uzun süre korunabilir, uygun tedaviler zamanında başlanabilir ve aile bu sürece hazırlıklı hale gelir. Erken tanı, hayatın geri kalanını daha doğru planlayabilme şansıdır” dedi. </p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Beyin sağlığı için yaşam tarzı belirleyici olabilir</strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hafızayı korumada yaşam tarzının belirleyici olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, şu önerilerde bulundu: “Beyin kullanılınca gelişir. Düzenli egzersiz, kaliteli uyku, sosyal etkileşim, yeni şeyler öğrenmek, okumak, üretmek… Bunların hepsi beynin sağlıklı kalmasını destekler. Bunun yanında tansiyon, şeker ve genel sağlık kontrolü de en az zihinsel aktiviteler kadar önemlidir.”</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Unutkanlığın nedenine göre geri dönüşünün mümkün olabileceğini belirten Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, sözlerini şöyle tamamladı: “Eğer altta yatan neden depresyon, vitamin eksikliği ya da uyku bozukluğu ise unutkanlık gerileyebilir. Ama Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklarda tamamen geri dönüş mümkün değildir. Ancak bu, hiçbir şey yapamayacağımız anlamına gelmez. Doğru tedavi ve doğru yaklaşım ile süreci yavaşlatmak ve yaşam kalitesini artırmak mümkündür. Unutmak değil, unutmayı fark etmemek tehlikelidir. Çünkü beyin bize sinyaller verir. Önemli olan, o sinyalleri zamanında duyabilmektir.”</p>

<p align="center" style="text-align:center; margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/unutkanlik-mi-alarm-mi_69d5505178dc6.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/unutkanlik-mi-alarm-mi/11966</link>
                <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 21:39:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevsim değişimi, ruh sağlığını da değiştiriyor!</title>
                                    <description>Mevsim geçişlerinin doğada değişikliklere neden olduğu gibi beden ve ruhumuzu da etkilediğini belirten uzmanlar, bazı kişilerde enerji artışı görülürken, bazılarının yorgunluk, isteksizlik ve motivasyon kaybı yaşayabildiğini söylüyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bahar mevsiminin insan beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri, olası bahar yorgunluğu ve bipolar bozuklukta artış gösteren enerji dalgalanmaları, belirtilerin fark edilmesi ve başa çıkma yolları hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Mevsim geçişleri, vücutta biyolojik değişimlere neden olur!</strong></p>

<p>Bahar denildiğinde zihnimizde çoğunlukla benzer imgeler canlandığını ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “İlkbahar yağmuruyla ıslanan toprağın kokusu, yeşeren ağaçlar ve çimler, rengârenk çiçekler, uçuşan kelebekler, cıvıl cıvıl kuş sesleri ve güneşin içimizi ısıtan enerjisi… Doğadaki bu canlanma hali, çoğu zaman bizde de bir ferahlama ve yenilenme duygusu yaratır.” dedi.</p>

<p>Pek çok kişinin baharla birlikte enerjisinin arttığını, daha motive ve pozitif hissettiğini düşündüğünü dile getiren Aytop, “Gerçekten de mevsim geçişleri, özellikle bahar ayları, vücudumuzda bazı biyolojik değişimlere yol açar. Gün ışığının artmasıyla birlikte serotonin ve dopamin gibi ‘iyi hissettiren’ nörokimyasalların üretimi desteklenebilir. Bu da ruh halimizde iyileşme, enerjide artış ve daha olumlu bir bakış açısı ile ilişkilendirilebilir. Kısacası, baharın gelişiyle birlikte iç dünyamızda da güneş açtığını hissedebiliriz.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Herkes bu değişimlerden aynı şekilde etkilenmez! </strong></p>

<p>Ancak bu tablonun herkes için aynı olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bazı bireyler baharı enerjik ve neşeli karşılarken, bazıları için bu dönem daha dalgalı bir ruh halini beraberinde getirebilir. Kimi zaman içsel hava durumumuz güneşli değil; parçalı bulutlu, yağışlı ya da fırtınalı olabilir. Bu nedenle baharın etkilerini tek tip bir deneyim olarak değerlendirmek doğru olmaz.” dedi.</p>

<p>Bahar aylarında doğada önemli değişimler yaşandığını yineleyen Aytop, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu süreçte havadaki iyon dengesi de değişebilir. Aynı zamanda bitkilerin uyanmasıyla birlikte polen üretimi artar ve bu polenler rüzgâr aracılığıyla geniş alanlara yayılır. Tüm bu çevresel değişimlerin hem fiziksel hem de ruhsal süreçlerimiz üzerinde etkileri olabilir. Ancak burada üç önemli noktayı vurgulamak gerekir: Herkes bu değişimlerden etkilenmek zorunda değildir; etkilenen kişilerde bu etkilerin şiddeti farklı olabilir; ayrıca bu etkiler herkeste aynı biçimde ortaya çıkmaz. Çünkü genetik yapı, psikolojik dayanıklılık, sosyal destek sistemleri ve çevresel koşullar gibi bireysel farklılıklar bu süreci doğrudan etkiler.”</p>

<p><strong>Mevsim geçişi uyku düzenini bozabiliyor! </strong></p>

<p>Baharın gelişiyle birlikte biyolojik ritmimizde de değişiklikler yaşanabildiğini aktaran Emine Akın Aytop, “Özellikle melatonin hormonunun üretiminde azalma ve sirkadiyen ritimde kaymalar görülebilir. Bu durum uyku kalitesini olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>

<p>Uykunun, hem bedensel hem de zihinsel yenilenme açısından kritik öneme sahip olduğunu hatırlatan Aytop, “Uyku düzenindeki bozulmalar, ruhsal ve fiziksel pek çok sorunu tetikleyebilir. Bunun yanı sıra, serotonin ve dopamin düzeylerindeki dalgalanmalar farklı belirtilerle kendini gösterebilir. Alerjik reaksiyonlar, nezle ve grip gibi enfeksiyonlar, cilt problemleri, mide-bağırsak rahatsızlıkları veya kalp-damar sistemiyle ilgili sorunlar bahar aylarında artış gösterebilir ya da mevcut şikâyetler şiddetlenebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, dikkatli olunmalı! </strong></p>

<p>Bahar aylarında sıkça karşılaşılan durumlardan birinin de ‘bahar yorgunluğu’ olduğunu kaydeden Emine Akın Aytop, “Bu durum; enerji düşüklüğü, isteksizlik, çabuk yorulma, motivasyon kaybı ve erteleme davranışları ile kendini gösterebilir.” dedi.</p>

<p>Ayrıca uyku ve iştah düzeninde değişiklikler, sabahları uyanmakta zorlanma ve odaklanma güçlüğü de görülebileceğine işaret eden Aytop, “İyi haber ise, bu belirtiler genellikle birkaç hafta içinde, vücudun yeni mevsime uyum sağlamasıyla birlikte kendiliğinden azalır. Ancak bu belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, daha dikkatli olunmalı. Sürekli üzüntü hali, umutsuzluk, ilgi kaybı, yoğun yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, uyku ve iştah değişiklikleri gibi belirtiler bahar depresyonuna işaret edebilir. Böyle bir durumda profesyonel destek almak oldukça önemlidir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Belirtilere karşı farkındalık ve gerektiğinde uzman desteği önemli! </strong></p>

<p>Öte yandan, baharın bazı bireylerde tam tersine aşırı enerji artışıyla kendini gösterebildiği bilgisini paylaşan Emine Akın Aytop, “Özellikle bipolar bozukluğu olan kişilerde ilkbahar, manik ya da hipomanik dönemleri tetikleyebilir. Bu dönemlerde kişi kendini aşırı enerjik, güçlü ve hareketli hissedebilir; daha az uykuya ihtiyaç duyar, konuşkanlığı artar, düşünceleri hızlanır ve dürtüsel davranışlar sergileyebilir. Bu nedenle bu tür belirtilere karşı farkındalık geliştirmek ve gerektiğinde uzman desteği almak önemlidir.” dedi.</p>

<p>Baharın getirdiği bu değişimleri daha sağlıklı yönetebilmek için yaşam tarzında bazı düzenlemeler yapılması gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Dengeli beslenmek, yeterli su tüketmek, kafein alımını sınırlamak ve uyku hijyenine dikkat etmek bu sürecin temel taşlarıdır. Düzenli fiziksel aktivite, hem bedensel sağlığı destekler hem de ruh halini iyileştirir. Bunun yanı sıra, sosyal medya ve ekran kullanımını sınırlamak, zihinsel yükü azaltabilir. Sağlıklı hobiler edinmek ve iş-özel yaşam dengesini kurmak da bu süreçte önemli rol oynar.</p>

<p>Bilinçli farkındalık (mindfulness) uygulamaları da bahar döneminde içsel dengeyi korumaya yardımcı olabilir. Bu uygulamalar, kişinin dikkatini yargılamadan ‘şimdi ve burada’ya yöneltmesini sağlar. Doğayla temas kurmak da oldukça etkili bir yöntemdir. Özellikle dikkatli farkındalıkla yapılan yürüyüşler, hem zihinsel hem de fiziksel açıdan iyileştirici olabilir. Yavaş tempoda, duyulara odaklanarak yapılan bir yürüyüş; görme, işitme, dokunma ve koklama duyularını aktive ederek kişinin anda kalmasını destekler. Duygularımızı fark etmek, adlandırmak ve hangi durumlarda ortaya çıktıklarını gözlemlemek de önemli bir beceridir. Bu noktada duygu günlüğü tutmak, içsel süreçleri anlamayı kolaylaştırabilir.</p>

<p>Son olarak, ihtiyaç duyulduğunda profesyonel destek almak önemli bir güç kaynağıdır. Psikolojik destek, bireyin hem içsel hem de çevresel kaynaklarını fark etmesini ve etkili bir şekilde kullanmasını sağlar. Bu süreç; duygusal dengeyi güçlendirmeye, stresle başa çıkma becerilerini geliştirmeye ve psikolojik dayanıklılığı artırmaya yardımcı olur.”</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor_69d40a5f4faf2.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor/11959</link>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 22:31:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>KAYD Yönetim Kurulu Başkanı Kaymaz: Kanserle mücadelede en önemli artımız doğru tıbbi beslenme</title>
                                    <description>Kansersiz Yaşam Derneği (KAYD) Yönetim Kurulu Başkanı Dida Kaymaz, kanser tedavisinin en önemli bileşenlerinden birinin doğru tıbbi beslenme olduğuna dikkat çekti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Kansersiz Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dida Kaymaz, 1–7 Nisan Kanser Haftası kapsamında kanser tedavi sürecinde doğru tıbbi beslenmenin önemine dikkat çekmek amacıyla Instagram hesabı üzerinden “Gücümüz Artımızda” mesajıyla bir farkındalık videosu paylaştı. Videoda, bilimsel temellere dayanan beslenmenin tedavi sürecindeki kritik rolü vurgulandı.</p>

<p>Uzmanlara göre, kişiye özel planlanan tıbbi beslenme programları, tedaviye verilen yanıtı artırırken hastaların yaşam kalitesini de önemli ölçüde destekliyor. Kanser tedavisi sürecinde sıkça görülen iştahsızlık, kilo kaybı ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi durumlar ise doğru beslenme ile daha etkin şekilde yönetilebiliyor. Bu nedenle tıbbi beslenme, tedavinin ayrılmaz bir parçası olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Doğru tıbbi beslenmenin yalnızca tedavi sürecini desteklemekle kalmayıp, aynı zamanda hastaların yaşam kalitesini artırdığını ve tedaviye uyumu güçlendirdiğini belirten Kaymaz, şunları söyledi:</p>

<p><i>“Kanser tedavisinde çok sık gözden kaçan ama aslında oldukça kritik bir konu var: malnütrisyon. Çoğu zaman geç fark ediliyor ama etkisi hastanın hem fiziksel hem de duygusal gücü üzerinde oldukça ağır oluyor. Aslında bu durum sadece hastayı değil, yakınlarını da derinden etkiliyor. Sevdiğiniz birinin gün gün güç kaybettiğini görmek gerçekten çok zor. Bu süreçte ailelerin aklında sürekli aynı sorular dönüyor: “Ne yapabilirim?”, “Ne yedirebilirim?” Ve bu belirsizlik ciddi bir stres yaratıyor. O yüzden beslenme kaybı fark edildiği anda bir uzmana başvurmak çok önemli. Gerekli durumlarda medikal beslenme desteği almak da sürecin önemli bir parçası. Hastaların ve yakınlarının destek istemekten çekinmemesi gerekiyor çünkü bu, hem tedavinin başarısını hem de yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor.”</i></p>

<p>Kansersiz Yaşam Derneği, hazırladığı bu video ile toplumda doğru ve güvenilir bilgiye erişimi artırmayı hedeflerken, hastaların beslenme süreçlerini mutlaka uzman kontrolünde yürütmeleri gerektiğini vurguluyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/kayd-yonetim-kurulu-baskani-kaymaz-kanserle-mucadelede-en-onemli-artimiz-dogru-t_69d17f1082c64_h.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/kayd-yonetim-kurulu-baskani-kaymaz-kanserle-mucadelede-en-onemli-artimiz-dogru-tibbi-beslenme/11944</link>
                <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 00:11:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>KÖK HÜCRE TEDAVİSİ İLE AMELİYATSIZ İYİLEŞEBİLEN 4 CİLT PROBLEMİ!</title>
                                    <description>Kök hücre temelli tedaviler, hasar görmüş dokuların onarılmasını destekleyerek yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, aynı zamanda yaşlanma etkilerinin azalmasında da umut vadediyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Kök hücre temelli tedaviler, hasar görmüş dokuların onarılmasını destekleyerek yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, aynı zamanda yaşlanma etkilerinin azalmasında da umut vadediyor. Yenileyici tıbbın en önemli yapı taşlarından biri olan bu yöntemler, estetik ve fonksiyonel iyileşmeyi bir arada hedefliyor. Memorial Ankara Hastanesi Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, kök hücre ve eksozom tedavileri hakkında bilgi verdi. </p>

<p>2000’li yılların başında kök hücrelerin keşfiyle birlikte tıpta önemli bir paradigma değişimi yaşandı. Daha önce yaşlanma ve doku hasarına yönelik tedaviler sınırlı kalırken, iyileşmenin büyük ölçüde mevcut hücrelerin kapasitesiyle gerçekleştiği düşünülüyordu. Ancak kök hücrelerin farklı hücre tiplerine dönüşebilme ve bulundukları dokuyu yeniden düzenleyebilme özellikleri sayesinde, dokuların orijinal yapısıyla onarılabileceği ortaya kondu. Bu gelişme, özellikle estetik ve plastik cerrahi alanında yeni tedavi yaklaşımlarının önünü açtı.</p>

<p><strong>Vücut kendi hücreleriyle kendini onarıyor</strong></p>

<p>İnsan vücudu aslında doğuştan güçlü bir yenilenme kapasitesine sahiptir. Anne karnında tek bir kök hücreden gelişen bu yapı, erişkin dönemde de vücutta varlığını sürdürür. Çoğunlukla yağ dokusu içinde bulunan kök hücreler; travma, stres veya açlık gibi durumlarda aktive olarak onarım sürecini başlatır. Günümüzde bu hücreleri kontrollü şekilde elde edip çoğaltarak yeniden hastaya uygulamak mümkün hale gelmiştir.</p>

<p><strong>Yağ dokusundan elde edilen doğal tedavi </strong></p>

<p>Klinik uygulamalarda en sık tercih edilen yöntem, hastanın kendi yağ dokusundan kök hücre elde edilmesidir. Lokal anestezi altında alınan yağ dokusu özel işlemlerden geçirilerek kök hücreden zengin bir içerik haline getirilir. Bu hücreler ihtiyaç duyulan bölgeye enjekte edildiğinde;</p>

<ul>
	<li>İnflamasyonu azaltır,</li>
	<li>Kolajen yıkımını yavaşlatır,</li>
	<li>Kanlanmayı artırır.</li>
</ul>

<p>Böylece hem doku onarımı desteklenir hem de yaşlanma belirtilerinde belirgin iyileşme sağlanır. Hastanın kendi hücreleri kullanıldığı için tedavi tamamen doğal ve biyouyumlu bir yapıdadır.</p>

<p><strong>Ciltteki problemler ameliyatsız iyileşebiliyor</strong></p>

<p>Hücresel tedaviler günümüzde pek çok alanda etkili sonuçlar sunmaktadır. Bu yöntemler sayesinde büyük cerrahi işlemlere gerek kalmadan, daha konforlu ve tatmin edici sonuçlar elde edilebilmektedir. Genellikle aşağıdaki durumlarda tercih edilmektedir:</p>

<ol>
	<li>Yüz gençleştirme,</li>
	<li>Erkek tipi saç dökülmesi,</li>
	<li>Yara ve iz tedavileri,</li>
	<li>Kronik yaraların iyileştirilmesi</li>
</ol>

<p><strong>Kişiye özel tedavi planlanıyor</strong></p>

<p>Kök hücre tedavilerinin bazı sınırlılıkları da bulunmaktadır. Yağ dokusundan elde edilmesi gerektiği için cerrahi işlem açısından uygun olmayan hastalarda uygulanamayabilir. Ayrıca hücre kalitesi yaşla birlikte azaldığından ileri yaş hastalarda tedavi etkinliği düşebilir. Tekrarlayan uygulamalarda yeniden doku alınması gerekliliği de bir diğer önemli faktördür.  </p>

<p>Son yıllarda yapılan çalışmalar, kök hücrelerin etkilerini büyük ölçüde salgıladıkları “eksozom” adı verilen biyolojik veziküller aracılığıyla gösterdiğini ortaya koymuştur. Eksozomlar; hücreler arası iletişimi sağlayan, DNA, RNA ve protein taşıyan mikro yapılardır. Hedef hücreye ulaştıklarında onarım ve yenilenme süreçlerini tetiklerler. Bu sayede kök hücrenin kendisini kullanmadan da benzer biyolojik etkiler elde edilebilmektedir. </p>

<p><strong>Cerrahiye alternatif güçlü bir seçenek</strong></p>

<p>Eksozom tedavileri; </p>

<ul>
	<li>Cerrahi işlem gerektirmemesi,</li>
	<li>Bağışıklık sistemi tarafından düşük reddedilme riski,</li>
	<li>Daha kolay saklanabilmesi</li>
</ul>

<p>gibi avantajlarıyla öne çıkmaktadır. Özellikle kök hücre tedavisi için uygun olmayan hastalarda önemli bir alternatif sunmaktadır. Her ne kadar eksozom tedavileri henüz gelişim aşamasında olsa da, dozlama ve uygulama standartlarının belirlenmesine yönelik çalışmalar hızla devam etmektedir. İnsan vücudundaki milyarlarca hücre sürekli bir iletişim halindedir. Bu iletişimi doğru şekilde yönlendirmek, hastalığın kökenine inmeyi mümkün kılmaktadır. Kök hücre ve eksozom tedavilerinin, modern tıbbın en güçlü ve en doğal iyileşme araçlarından biri olarak önümüzdeki yıllarda çok daha yaygın kullanılacağı öngörülmektedir.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/04/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi_69d034fe267ae.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi/11937</link>
                <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 00:42:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>İzmir’de Sağlıkta Eşitlik Çağrısı: 24 Saatlik Çalışma Sistemi Geri Gelmeli</title>
                                    <description>İzmir Sağlık-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Gencer Yılmaz, bazı hastanelerde kaldırılan 24 saat esaslı çalışma modelinin yeniden hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody">İzmir Sağlık-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Gencer Yılmaz, bazı hastanelerde kaldırılan 24 saat esaslı çalışma modelinin yeniden hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.</span></p>

<p style="text-align:start"> </p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleEmphasizedBody"><span style="font-weight:bold">“Sağlık Hizmeti Süreklilik Gerektirir”</p>

<p style="text-align:start"> </p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody">İzmir Sağlık-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Gencer Yılmaz, sağlık hizmetlerinin kesintiye tahammülü olmayan bir alan olduğunu belirterek, 24 saat esaslı çalışma sisteminin hasta mağduriyetlerini önlediğini ve hizmet kalitesini artırdığını ifade etti.</span></p>

<p style="text-align:start"> </p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody">Bu modelin acil durumlara hızlı müdahale imkânı sağladığını ve sağlık çalışanlarının iş yükünü dengelediğini söyleyen Yılmaz, aynı zamanda kurumlar açısından nöbet ücretlerinde tasarruf sağladığını da dile getirdi.</span></p>

<p style="text-align:start"> </p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleEmphasizedBody"><span style="font-weight:bold">Suat Seren Hastanesi İçin Kritik Uyarı</p>

<p style="text-align:start"> </p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody">İzmir Sağlık-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Gencer Yılmaz, son dönemde bazı hastanelerde bu sistemin kaldırılmasının sahada ciddi sorunlara yol açabileceğini belirterek, özellikle <a style="color:#222222"><span style="text-decoration-line:underline">Suat Seren Göğüs Hastalıkları Hastanesi</span></a> özelinde yaşanan değişikliğin kaygı verici olduğunu söyledi.</span></p>

<p style="text-align:start"> </p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody">Aynı il sınırları içerisinde farklı çalışma modellerinin uygulanmasının kabul edilemez olduğunu vurgulayan Yılmaz, bunun hem çalışanlar arasında adaletsizlik algısı oluşturduğunu hem de hizmet standartlarını olumsuz etkilediğini ifade etti.</span></p>

<p style="text-align:start"> </p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleEmphasizedBody"><span style="font-weight:bold">Artan Ulaşım Yükü Çalışanı Zorluyor</p>

<p style="text-align:start"> </p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody">İzmir Sağlık-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Gencer Yılmaz, ekonomik şartlara da değinerek sağlık çalışanlarının gün aşırı hastaneye gitmek zorunda kalmasının ciddi ulaşım maliyetleri doğurduğunu belirtti.</span></p>

<p style="text-align:start"> </p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody">Toplu ulaşımda indirim sağlanmamasının bu yükü artırdığını söyleyen Yılmaz, artan yakıt fiyatları nedeniyle çalışanların daha fazla mağdur olduğunu dile getirdi.</span></p>

<p style="text-align:start"> </p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleEmphasizedBody"><span style="font-weight:bold">“Standart Uygulama Yeniden Sağlanmalı”</p>

<p style="text-align:start"> </p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody">İzmir Sağlık-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Gencer Yılmaz, İzmir genelindeki tüm hastanelerde olduğu gibi 24 saat esaslı çalışma sisteminin yeniden uygulanması gerektiğini belirterek, sağlıkta birlik, eşitlik ve sürdürülebilirlik vurgusu yaptı.</span></p>

<p style="text-align:start"> </p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleEmphasizedBody"><span style="font-weight:bold">“Konunun Takipçisi Olacağız”</p>

<p style="text-align:start"> </p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:21px"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-weight:400"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="line-height:normal"><span style="font-size-adjust:none"><span style="font-kerning:auto"><span style="font-variant-alternates:normal"><span style="font-variant-numeric:normal"><span style="font-variant-east-asian:normal"><span style="font-feature-settings:normal"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody">Açıklamasının sonunda İzmir Sağlık-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Gencer Yılmaz, sağlık çalışanlarının haklarının korunması ve vatandaşların kesintisiz sağlık hizmetine erişimi için sürecin takipçisi olacaklarını ifade etti.</span></p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/03/izmirde-saglikta-esitlik-cagrisi-24-saatlik-calisma-sistemi-geri-gelmeli_69c465993dc8b.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/izmirde-saglikta-esitlik-cagrisi-24-saatlik-calisma-sistemi-geri-gelmeli/11895</link>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 01:38:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Sessiz tehlike ağızda başlıyor!</title>
                                    <description>Ağız ve diş sağlığının yalnızca diş çürüğü ya da diş kaybı ile sınırlı olmadığını, tüm vücut sağlığınızı doğrudan etkileyen kritik bir öneme sahip olduğunu biliyor muydunuz? “Basit bir diş eti kanaması” denilerek yeterince önemsenmeyen sorunun hayati riske dahi yol açabildiğini? Hatta kalp krizi riskinin diş etinden başlayabildiğini?</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Ağız ve diş sağlığının yalnızca diş çürüğü ya da diş kaybı ile sınırlı olmadığını, tüm vücut sağlığınızı doğrudan etkileyen kritik bir öneme sahip olduğunu biliyor muydunuz? “Basit bir diş eti kanaması” denilerek yeterince önemsenmeyen sorunun hayati riske dahi yol açabildiğini? Hatta kalp krizi riskinin diş etinden başlayabildiğini? <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi </strong><strong>Diş Eti Hastalıkları Uzmanı </strong><strong>(Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan</strong>,<strong> </strong>özellikle diş eti hastalıklarının kalp ve damar hastalıklarıyla güçlü bir bağlantısı olduğunu belirterek, Alzheimer ve kanser sürecini de olumsuz etkilediğini, buna karşın toplumdaki farkındalığın hala son derece yetersiz olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Noyan, ağız ve diş sağlığının önemine yönelik çarpıcı bilgiler verdi; alınacak basit ama etkili 7 yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu…</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Diş eti hastalığının en erken ve en önemli belirtisi diş fırçalarken oluşan kanamayla ortaya çıkıyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi </strong><strong>Diş Eti Hastalıkları</strong><strong> Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan</strong> “Nasıl ki ellerimizi yıkarken kanama olmuyorsa, diş etlerimizin de fırçalarken kanamaması gerekir. Ancak birçok kişi yanlış fırçalama teknikleri nedeniyle diş etine temas etmeden temizlik yapıyor. Bu da hastalığın fark edilmeden ilerlemesine yol açıyor” diyor. Sorunun ilerlemesiyle kendiliğinden veya yemek sırasında kanamalar ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Noyan bu aşamada çoğu hastanın cerrahi işlemler, implant ve protez gibi çok daha kapsamlı tedaviye ihtiyaç duyar hale geldiğini söylüyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Diş eti hastalıkları Alzheimer ve kanserle de ilişkili!</strong></p>

<p> </p>

<p>Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ve diş kaybıyla sınırlı kalmayıp, vücutta kronik iltihaplanmaya yol açarak birçok hastalığı tetikliyor. Prof. Dr. Noyan şu bilgileri veriyor: “Diş eti hastalıkları sistemik hastalıkların ortaya çıkması, var olan hastalığın da şiddetlenmesinde rol oynuyor. Kötü ağız hijyeninin, kanser sonrası sağ kalım süresini olumsuz etkilediği de bilimsel olarak gösterilmiştir. Tedavi edildiğinde; iltihap belirteci olan CRP (c-reaktif protein) azalır, kolesterol seviyesi düşer, kan şekeri olumlu etkilenir. Kalp ve damar hastalıklarının tekrarlama riski azalır. Alzheimer ve kanserin önemli nedenlerinden olan vücuttaki kronik enflamasyon ortadan kalkar. Yapılan çalışmalar; ameliyatlardan önce diş taşı temizliği, kök yüzeyi düzleştirme işlemlerinin yapılması ve ağız hijyeninin sağlanmasının da enfeksiyon riskini azalttığını ve hastanede kalış süresini kısalttığını ortaya koyuyor.” </p>

<p> </p>

<p><strong>Kalp hastalıkları ve kalp krizi riskini artırabiliyor!</strong></p>

<p> </p>

<p>Uluslararası Kardiyoloji Dergisi'nde geçtiğimiz ay yayınlanan çalışmada; çocukluk dönemindeki ağız sağlığının, yetişkinlikte damar sertliği ve kalp hastalıkları riskinin artmasına yol açtığının bildirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Noyan “Bu bize, süt dişlerinin sürmesini takiben, hemen diş fırçalama işleminin başlaması gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla bu halk sağlığı konusunda herkese büyük görev düşmektedir” diye konuşuyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Diş eti kanamasında erken müdahale şart</strong></p>

<p> </p>

<p>Ağız ve diş sağlığını korumanın en etkili yolu, zararlı bakterilerin çoğalmasını engellemekten geçiyor. Bunun için ağız ve diş bakımı alışkanlığı kazanmak şart. Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan, diş eti kanaması fark edildiğinde zaman kaybetmeden diş hekimine başvurulması gerektiğini, erken dönemde yapılan diş taşı temizliği ve kök yüzeyi düzleştirme işlemleriyle iltihabın kolaylıkla tedavi edilebildiğini söylüyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Ağız ve diş bakımında basit ama etkili 7 yöntem!</strong></p>

<p> </p>

<p>“Küçük gibi görünen bazı alışkanlıklar, hayat kurtaracak kadar büyük bir etkiye sahiptir” diyen Prof. Dr. Noyan, doğru ve sağlıklı ağız ve diş bakımının kurallarını şöyle sıralıyor: </p>

<ul>
	<li>Günde en az iki kez, özellikle gece yatmadan önce dişlerinizi fırçalayın. </li>
	<li>Doğru teknik ve size uygun diş fırçası için mutlaka diş hekiminin önerisini alın. </li>
	<li>Günde en az bir kez diş ipi ya da arayüz fırçası kullanın. Bakteriler en çok, diş fırçasının ulaşamadığı alanlarda birikir. </li>
	<li>Ağız kokusunun ve bakterilerin önemli kaynaklarından biri dil yüzeyidir. Bu nedenle mutlaka dilinizi de temizleyin. </li>
	<li>Ağız gargarasını hekim önerisi olmadan kullamayın. Çünkü gargaralar yararlı bakterileri de yok ederek damar sağlığı için gerekli olan nitrit oksit üretimini azaltabilir. Ayrıca alkollü gargaralar, özellikle sigara kullanan bireylerde kanser riskini artırabilir.</li>
	<li>Her gün yeterli su için. Tükürük ağız içini koruyan doğal bir savunmadır. Ağız kuruluğu yaşayan bireylerin gün boyunca suyu yudum yudum tüketmesi büyük önem taşır.</li>
	<li>En az 6 ayda bir mutlaka diş hekimine gidin. Yapılan kontroller, yalnızca diş taşı temizliği değil, zararlı bakterilerin hastalık oluşturacak seviyeye ulaşmasını önlemek için gereklidir. Çünkü temizlik yapılmasından 9-11 hafta sonra zararlı bakteriler çoğalmaya başlar.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/03/sessiz-tehlike-agizda-basliyor_69c4574dbf50d.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/sessiz-tehlike-agizda-basliyor/11893</link>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 00:42:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Epilepside doğru yaklaşım, hastaların hayatını kolaylaştırıyor!</title>
                                    <description>Epilepsinin, beyin hücrelerinin aşırı ve senkronize aktivitesi sonucu ortaya çıktığını belirten uzmanlar bu durumun nöbetlerle karakterize bir nörolojik rahatsızlık olduğunu söylüyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü kapsamında epilepsi hastalarının yaşam kalitesini artırmak için dikkat etmeleri gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Epilepsi, nöronların aşırı ve senkronize aktivitesi sonucu ortaya çıkan nöbetlerle karakterize!</strong></p>

<p>Epilepsinin, beyindeki anormal elektriksel aktiviteye bağlı olarak tekrarlayan nöbetlerle karakterize nörolojik bir bozukluk olduğunu hatırlatan Dr. Celal Şalçini, “Bu nöbetler, beyin hücrelerinin (nöronlar) aşırı ve birlikte aynı zamanda/senkronize aktivitesi sonucu ortaya çıkar.” dedi.</p>

<p>Epilepsinin, genetik yatkınlık, beyin travması, enfeksiyonlar, inme, tümörler veya gelişimsel bozukluklar gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, tanı sürecinin hastanın klinik öyküsü, nöbetlerin özellikleri ve nörolojik muayene ile başladığını, tanıyı doğrulamak için ise Elektroensefalografi (EEG), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI), Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve kan testleri gibi bazı testler kullanıldığını söyledi.</p>

<p><strong>Yetersiz uyku, nöbet eşiğini düşürür!</strong></p>

<p>Bazı faktörlerin epilepsi ataklarını tetikleyebildiğine dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Yetersiz uyku, nöbet eşiğini düşürür. Psikolojik stres, nöbet riskini artırabilir. Özellikle alkol yoksunluğu nöbetlere yol açabilir. Bazı bireylerde yanıp sönen ışıklar nöbetleri tetikleyebilir. Antiepileptik ilaçların düzensiz kullanımı nöbet riskini artırır. Bazı ilaçların kendileri nöbetleri tetikleyebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Bu faktörlerden kaçınmanın mümkün olduğunu da sözlerine ekleyen Dr. Celal Şalçini, düzenli uyku, stres yönetimi, alkolden kaçınma, ilaçların düzenli kullanımı ve fotosensitivitesi/ışığa hassasiyeti olan bireylerin yanıp sönen ışıklardan uzak durmasının özellikle önerildiğini aktardı.</p>

<p><strong>Antiepileptik ilaçların düzenli ve doktorun önerdiği şekilde kullanılması gerekir!</strong></p>

<p>Epilepsi ile yaşayan bireylerin ve ailelerinin günlük yaşamda dikkat etmesi gereken faktörlere değinen Dr. Celal Şalçini, şunları söyledi:</p>

<p>“Antiepileptik ilaçların düzenli ve doktorun önerdiği şekilde kullanılması gerekir. Uyku düzeni ve stres yönetimine önem verilmeli, tetikleyici faktörlerden uzak durulmalı. Nöbet sırasında yaralanmayı önlemek bulunulan odanın veya banyonun kapısı kilitlenmemeli, keskin eşyalar açıkta bırakılmamalı ve yüzme gibi aktiviteler sırasında hasta yalnız olmamalı. Nöbetlerin sıklığı, süresi ve tetikleyicileri kaydedilmeli. Aile üyeleri ve yakın çevre nöbet sırasında nasıl müdahale edeceğini öğrenmeli.”</p>

<p><strong>Doğru tedavi ve yönetimle epilepsi hastaları aktif bir yaşam sürdürebilir!</strong></p>

<p>Epilepsi hastalarının toplumda karşılaştığı yaygın yanlış inanışlar olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Epilepsinin bulaşıcı bir hastalık olduğunu düşünenler bile var.” dedi.</p>

<p>Epilepsi hastalarının normal bir yaşam süremeyeceği inanışının da yanlış olduğunu vurgulayan Dr. Celal Şalçini, “Doğru tedavi ve yönetimle epilepsi hastaları aktif bir yaşam sürdürebilir. Bir diğer yanlış bilinen konu ise ‘nöbet sırasında hastanın dilini tutmak gerekir’ bilgisi. Bu, hastaya zarar verebilir. Bunun yerine, hastayı güvenli bir pozisyona almak ve nöbetin bitmesini beklemek gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p>Dr. Celal Şalçini epilepsi hakkındaki farkındalığı artırmak için ise; toplumda eğitim programları düzenlemek, medya ve sosyal platformlarda doğru bilgiler paylaşmak, okullarda ve iş yerlerinde epilepsi hakkında bilinçlendirme seminerleri yapmak, epilepsi dernekleri ve hasta grupları aracılığıyla destek sağlamak gibi adımlar atılabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>Epilepsi hastaları, gerektiğinde psikolojik danışmanlık alarak duygusal zorluklarla başa çıkabilir! </strong></p>

<p>Epilepsi ile yaşayan bireylerin sosyal hayatlarını daha verimli sürdürebilmesi için önerilerde bulunan Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Epilepsi dernekleri veya hasta gruplarına katılarak benzer deneyimler paylaşılabilir. İş yerinde, okulda veya sosyal çevrede epilepsi hakkında açık iletişim kurulması kişiye iyi gelebilir. Doktor onayıyla düzenli egzersiz yapmak, stresi azaltır ve genel sağlığı iyileştirir. Epilepsi hastaları, uygun tedavi ve destekle eğitimlerini tamamlayabilir ve iş hayatında başarılı olabilir. Gerektiğinde psikolojik danışmanlık alarak duygusal zorluklarla başa çıkmak için adım atılabilir.” </p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/03/epilepside-dogru-yaklasim-hastalarin-hayatini-kolaylastiriyor_69c4552879412.jpg</image>
                                <category>Gündem,Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/epilepside-dogru-yaklasim-hastalarin-hayatini-kolaylastiriyor/11890</link>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 00:34:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Başhekim Fakirullahoğlu’na Anlamlı Ziyaret: “İletişim, Sağlık Hizmetinin Ayrılmaz Parçası“</title>
                                    <description>Erzurum Şehir Hastanesi’nde görevine yeni başlayan Başhekim Mesut Fakirullahoğlu, kurumun basın birimi tarafından gerçekleştirilen anlamlı bir ziyaretle karşılandı. Hastanenin iletişim gücünü sahaya yansıtan ve kamuoyuyla kurduğu köprüyle dikkat çeken basın ekibi, yeni başhekime hayırlı olsun dileklerini iletti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum Şehir Hastanesi’nde görevine yeni başlayan Başhekim Mesut Fakirullahoğlu, hastanenin basın birimi tarafından gerçekleştirilen hayırlı olsun ziyaretiyle karşılandı. Kurumun kamuoyuna açılan yüzünü temsil eden basın ekibi, yeni başhekime başarı dileklerini iletti.</p>

<p> </p>

<p>Ziyarette; Başhekim Yardımcısı Dr. Zafer Dönmez ile birlikte, basın sorumlusu Emrah İspirli ve basın birimi personelleri Abdullah Sönmez ile Faruk Özer yer aldı. Kurumun görsel ve yazılı hafızasını oluşturan ekip, tecrübeleriyle hastanenin iletişim gücünü sahaya yansıtmaya devam ediyor.</p>

<p> </p>

<p>“Her Karede Büyük Bir Emek Var”</p>

<p>Ziyarette konuşan Başhekim Fakirullahoğlu, sağlık hizmetlerinin yalnızca tedaviyle sınırlı olmadığını belirterek güçlü iletişimin önemine dikkat çekti. Fakirullahoğlu, “Sunulan hizmetlerin doğru, hızlı ve etkili bir şekilde kamuoyuna aktarılması büyük önem taşıyor. Bu noktada basın birimimizin emeği her türlü takdirin üzerindedir. Her karede, her haberde ciddi bir özveri söz konusu” ifadelerini kullandı.</p>

<p> </p>

<p>Gece Gündüz Süren Özveri</p>

<p>Erzurum Şehir Hastanesi’nin yoğun temposunda gece gündüz demeden çalışan basın birimi, sağlık çalışanlarının emeğini görünür kılarken vatandaşların doğru bilgiye ulaşmasına da katkı sağlıyor. Kurumun iletişim stratejisinde önemli bir rol üstlenen ekip, hem kriz anlarında hem de günlük işleyişte etkin görev yürütüyor.</p>

<p> </p>

<p>Ziyaret, karşılıklı iyi dileklerin iletilmesi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.</p>

<p> </p>

<p>“Birlikte Daha Güçlü Bir İletişim”</p>

<p>Hastane yönetimi, nazik ziyaretlerinden dolayı basın birimi ekibine teşekkür ederek güçlü iletişim anlayışıyla sağlık hizmetlerinin daha geniş kitlelere ulaşacağını vurguladı. Kurum içindeki bu uyumlu yapı, Erzurum’da sağlık alanındaki başarı hikâyelerinin daha görünür hale gelmesine katkı sunmayı sürdürüyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://sehrisoz.com/images/media/2026/03/bashekim-fakirullahogluna-anlamli-ziyaret-iletisim-saglik-hizmetinin-ayrilmaz-pa_69c2f64d89d53_h.jpg</image>
                                <category>Sağlık,Yerel</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://sehrisoz.com/bashekim-fakirullahogluna-anlamli-ziyaret-iletisim-saglik-hizmetinin-ayrilmaz-parcasi/11885</link>
                <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 23:36:00 +0300</pubDate>
            </item>
            </channel>
</rss>
